 |
|
(*) Bilgiyi öğretmekten daha ğdeğerli olan öğrenmeyi öretmektir. Hazır bilgiyi-ürünü sunmak, o hazır bilgiye-ürüne emek harcamadan ulaşmak kadar yanlıştır.
|
 |
|
İnsanın ve insan topluluklarının, tarihin akışı içerisinde yaşadıkları evreler incelendiğinde, evrelere damgasını vuran ve evrelerin birbirinden ayırt edilmesinde de belirleyici olan alt yapı ve alt yapının üst yapıyı şekillendirmesi olacaktır.
|
 |
|
Devrimci, ilerici, demokrat insanlara ideolojik ve faşizan baskıların yapıldığı ülkemizde; bilim yuvası sayılan üniversitelerde de gerek kılık değiştirerek gerekse de açık olarak yapılmaktadır. Bilim ocağı olması gereken üniversiteleri asker ocağı konumuna getirmek...
|
 |
|
Yaşamın tüm renklerinden, güneşin tüm sıcaklığından, umudun tüm çağlarından geldik. Kardeşlik sofrasına bir kaşık da biz uzattık. Uzunca bir zaman sonra geleceğini duyunca yolunu gözledik.
|
 |
|
Günümüz dünyasında belirleyici olan temel çelişki; emperyalizm ile emekçi halklar arasındaki çelişkidir. Bunun yaşadığımız topraklar üzerindeki durumu ABD
|
 |
|
Yalan ve demogoji ile sürdürülen yıpratma kampanyası, tasfiyeciliğin gerçek kimliğini açığa çıkartıyor.
|
 |
|
Uzun süredir Devrimci Çözüm Dergisini bayilerde göremiyorduk. Yas¸anan sorunları öğrendikten sonra derginin neden çıkarılmadığını anlamış¸ durumdayız. Sorunların ardından yeni süreçte, büyük emekler harcayarak derginin yayına hazırlandığını öğrenmemiz...
|
  |
|
EĞİTİM- ÖĞRETİM POLİTİKALARINA BAKIŞ VE AVUKATLIK SINAVI
İnsanın ve insan topluluklarının, tarihin akışı içerisinde yaşadıkları evreler incelendiğinde, evrelere damgasını vuran ve evrelerin birbirinden ayırt edilmesinde de belirleyici olan alt yapı ve alt yapının üst yapıyı şekillendirmesi olacaktır.
İnsanın ve insan topluluklarının, tarihin akışı içerisinde yaşadıkları evreler incelendiğinde, evrelere damgasını vuran ve evrelerin birbirinden ayırt edilmesinde de belirleyici olan alt yapı ve alt yapının üst yapıyı şekillendirmesi olacaktır.
Varolan üretim tarzının misyonunu tamamlaması, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki uyumun bozulması, üretici güçler lehine daha gelişmiş olan üretim ilişkilerini oluşturmayı dayatmaktadır. Üretim biçiminde üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında zorunlu uyum yasası mevcuttur. Bir üretim biçiminde; üretim ilişkileri üretici güçlerin gelişmesine engel olmuyorsa, hatta gelişmesini sağlıyorsa bu üretim biçimi ilericidir. Eğer üretim ilişkileri üretici güçlerin gelişmesine engel oluyorsa, bu üretim biçimi ilericiliğini yitirmiş ve artık gerici özelliğe sahiptir. Üretim ilişkileri üretici güçlerin gelişiminin önünü tıkıyor ise; o üretim biçimi yerine, daha gelişmiş olan, üretici güçlere gelişim imkanı sunan, üretim ilişkilerine sahip &
Mevcut üretim ilişkileri; çarpık olmasına karşın (Ülkemiz özelinde) kapitalist üretim biçiminin üretim ilişkileridir. Kapitalist üretim biçiminde; emperyalizmin yani tekelci kapitalizmin oluşumuna kadar geçen dönemde kapitalist üretim biçiminin üretim ilişkileri, üretici güçlerin (İnsan emeğinin nitelik olarak gelişmesi, üretim araçlarının gelişim) gelişmesine engel olmuyor hatta hızlandırıyordu. 20yy. başlarından itibaren kapitalist üretim biçimini, üretici güçler lehine ilerlemesini tamamlamış ve artık üretici güçlerin önünde engel oluşturmaya başlamış olan, tekelci kapitalizm (Emperyalizm) dönemine girmiştir. Emperyalist dönem kapitalizmin gerici dönemidir. Kapitalist üretim biçiminin emperyalist döneminin üretim ilişkileri, üretici güçlerin ilerlemesinin önünde büy&uum
Kapitalizmin emperyalist döneminde bir üst üretim ilişkilerine nitelik sıçraması yapmak için nesnel şartlar oluşmuştur, eksik olan, emekçi halk kitlelerinin, devrimci parti öncülüğünde ki öznel iradesidir. Kitlelerin, M-L temel alınarak yapılmış olunan güncel, öznel tahlillerle yapılanmış parti öncülüğünde eyleme yönelmesi, egemen burjuvaziyi ve onun çürümüş kapitalist üretim tarzını tarihin karanlığına gömmesi için yeterli olacaktır.bu gerçeği en az bizler kadar iyi bilen ve var olan ekonomik krizler çıkmazında nesnel şartlara müdahalede çaresiz kalan burjuvazi, müdahaleyi emekçi kitlelerin iradesinde yaratmaya çalıştığı kırılmalar üzerinde yoğunlaştırmış durumda. Ekonomik yapıdaki çarpıklık kendisini kültürde, sporda, ahlakta, eğitimde vb. alanlarda da gös
Eğitim-öğretim kurumları da, bu gerçekliğin dışında değerlendirilemez, ele alınamaz. Yapılacak değerlendirmeler felsefenin, siyasetin ve en önemlisi üretim ilişkilerinin sınırlarını aşamayacaktır ya da en fazla biraz zorlayacaktır. Bundan dolayı eğitim- öğretimi de ele aldığımızda iki noktada düşünceler toplanacaktır. Bu noktalar-kutuplar; egemen sömürücü azınlık sınıf olan burjuva sınıf ile yönetilen sömürülen çoğunluk olan sınıf işçi- emekçi sınıfıdır.
Günümüzde mevcut üretim ilişkilerinin sonucu olarak, eğitim- öğretim de diğer üst yapı alanlarında olduğu gibi, egemen sınıfın kontrolünde ve hizmetindedir. Egemenler, kendi çıkarları doğrultusunda hem ideolojik, hem de günlük yaşam içerisinde pratikle propagandasını ve çalışmalarını çok titiz bir şekilde yapmaktadır. Bu yol ve yöntemlerden sadece bir tanesi ve en etkililerinden birisi, ideolojik propagandalar yoluyla bilinç ve irade kırılmasına yol açmaya çalışmalarıdır. İdeolojik propagandanın kitleler içinde en iyi cevabı bulmasında her dönem, eğitim- öğretim kurumları ve politikaları çok geniş yer tutar. Son yıllarda ideolojik ve ajitatif propagandaların başarılı olmasında eğitim- öğretim kurumlarının alanının genişlemesi de büyük önem taşır. Okulların, kreşlerin, araştırma merkezlerinin kültü
Eğitim-öğretim kurumlarının en köklüsü, en etkilisi ve teorik boyutuyla da en gelişmiş okullar (ilk öğretim, liseler, üniversiteler) egemenler açısından farklı önemleri de bir arada taşımaktadır. İdeolojik yalan ve safsataların ana okullarından başlayarak; ruhun üstünlüğünü işlemesi, tarihin, bilimin, kendi çıkarları doğrultusunda saptırarak taze beyinlere şırınga edilmesi en genel politikalardandır. Temel çelişki olan patron-işçi çelişkisi kendisini; özel okullara lüks olanaklarla giden öğrenci ile devlet okullarına bile kayıt yaptırmakta zorlanan kalemi, ayakkabısı olmayan deftersiz öğrenci şeklinde göstermektedir.
Egemenler, eğitim-öğretim kurumlarında kendilerine hizmet eden politikalar uygularken bir çok hedef gözetmekteler. Egemen ideolojiyi empoze eden politikaların taze beyinlerde yer bulması öncelikle; emekçi halk çocuklarının sınıf bilinci yerine sisteme uyum sağlamaya çalışan, sistemde bir yer kapmaya uğraşan, kısaca sınıf mücadelesi yerine, sınıf atlama mücadelesi vermeye başlayan bir hal alması şeklinde oluyor. Egemenler bu sayede bir taş ile, birkaç tane kuşu birden vurmuş oluyor. Bu politikaları ile beyni doldurulan, düşüncesi oluşturulan bir insan, egemenler için bir tehlike teşkil etmiyor, dahası; sistemi ayakta tutan teknik elemanlar, patronların işçiler içersindeki temsilcileri durumuna geliyorlar. Bir taraftan da kitleler içerisinde kırılmaya sebep oluyorlar. Ayrıca, verilen yalan ve çarpık eğitimle gerçek, doğru bilginin ne olduğunun anlaşılma
Sistem, yarattığı gençliği şekil itibariyle çok kültürlü, çok çeşitli fikir ve yaşamlar diyerek lanse etmekle, sözde kendi özgürlükçülüğünü, demokratikliğini ispatlamaya çalışıyor, böylece gençlik siyasi muhalif olacağına, ekonomik temelli ilişkileri sorgulayacağına yine kapitalizmin ürünü ve kültürü olan düşünce ve yaşantılarda boğuluyor. Zaten birazcık dikkat edilirse çok çeşitli, çok farklı olan fikirler ve yaşantıların öz olarak hizmet ettiği yer açısından da sisteme dönük oldukları anlaşılacak ve şekilciliğin, oyalamanın ötesine gitmediği görülecektir. Eğitim-öğretim politikalarıyla uyutulmaya çalışılan gençlik içerisinde, bu politikaların etkisiyle yaşamını sisteme bağımlı ve hizmet ed
Eğitim sisteminde sınavların önemi, birkaç noktada kendisini göstermektedir. Sınıflı toplumlarda egemenler, eğitim sistemlerin de uyguladıkları politikaların ürününün belirlenmesinde; fazlasını, muhalif olanını ve zayıfını elemenin, etkisiz hale getirmenin araçlarından biridir sınav. Ayrıca egemen ideolojinin hazırladığı sınav olduğundan, o sınavlarda sınavı geçebilmek için verilecek cevapların doğruluğu da, egemenlerin doğruluk değerlerine göre olması gereklidir. Cevaplayan gençler, insanlar egemenler gibi düşünmedikleri sürece sınavlarda başarılı olması gibi bir olasılık da kalmamış oluyor. Eğer, egemenler gibi düşünüyor ve birazda "güçlü" iseniz sınavlarda başarılı olma şansınız çok yüksektir. Fakat egemenlerin doğruları ve değerleri ile cevap vermezseniz, sınavlarda başarılı olma şansınız, g&u
Sınavların çokluğu, bir eğitim sisteminde başlı başına çelişkinin ve güvensizliğin göstergesidir.
Oysa sınav; elemeler yapmak için değil, tek tip düşündürmek ve yaşatmak için değil, varolan eksikliğin belirlenerek giderilmesi için atılan ek bir denetleme yöntemi ve adımıdır, belirleyici değildir. Sınavın öznel durumu da bunu gösterir. Senelerin bilgisini, pratiğini; belli kalıplar ve düşünce yöntemleriyle hazırlanmış, birkaç saatlik zaman dilimine sıkıştırılmış, insan doğasının gerçeklerine hitap etmeyen daha bir çok olumsuz özellikleri bağrında taşıyan bir yöntemle ölçmeye çalışmak, ne kadar sağlıklı bir sonuç yaratır ki? Ya da çıkan sonucun belirleyiciliği ne oranda olmalıdır?
Günlük yaşamın pratiğinin de fazlasıyla çekilen ekonomik sıkıntıların yanı sıra yine egemenlerin politikalarından biri olan yoğun ve ağır işlerin varlığı, insanları bunaltmaktadır. Öğrenciler ise, gereksiz konu ve derslerin yanı sıra, yoğun bir sınav maratonuyla karşı karşıya bıraktırılıyorlar. Böylece gençliğin kendisini yenilemesi geliştirmesi için fırsat vermeyerek, yoğunluğun içerisinde kaybolması sağlanmış olunuyor. Son senelerde, sınav çıkmazı öyle boyutlara ulaşmış durumda ki, ilköğretim öğrencilerine dahi her dönem, her dersten ayrı ayrı yapılan sözlü ve yazılı sınavlarının yanı sıra, her yıl merkezi olarak hazırlanıp yapılan "başarı değerlendirme sınavı" hiç yorum yapmadan bu boyutu gözler önüne sermektedir. "Başarı değerlendirme sınavı" Üniversiteye giriş sınavı ÖSS&Ot
Ders başarı sınavları, sözlü sınavlar, başarı değerlendirme sınavları, meslek lisesi sınavları, Anadolu lisesi sınavları, askeri lise sınavları, Üniversiteye giriş sınavı,....vb. sınav, sınav, sınav; evet, eğitimin niteliği, eğitim sistemi içerisinde yapılan sınavların yoğunluğu ile ters orantılıdır. Yani sınav sayısını, sınav yoğunluğunu düşündüğümüzde çıkardığımız sonuç; bize eğitimdeki çarpıklığın, gericiliğin hangi boyutlarda olduğunu net bir şekilde gösteriyor.
Emperyalizme bağımlı, kapitalist üretim biçiminin iç dinamikleriyle (aşağıdan yukarı) değil de, yukarıdan aşağıya, emperyalizm eliyle, çarpık bir şekilde oluşturulmaya çalışılması sonrasında eğitimin, sağlığın, sporun, kültürün, siyasetin, ahlakın, hukukun vb. de çarpık şekillenmesini beraberinde getiriyor. Kapitalizmi iç dinamikleriyle oluşturmuş ülkeler dahi bugün emperyalist olgudan dolayı ilericiliklerini yitirmiş durumdalar, onlarda gericiliğe hizmette sınır tanımaz duruma geldiler.
Eğitim-öğretim sistemi bir bütün olarak, kapitalizmin bütün çürümüşlüğünü taşımaktadır. Burada, ÖSYM ile YÖKÕe değinirken, bu kurumların varlığının nelerin göstergesi olduğunu ayrıca irdelemeye gerek bile yoktur, nitelikleri bellidir ve pratikleri de yıllardır yaşanıyor, tartışılıyor. Bütün olarak eğitim-öğretimi; sınavlarından kurum ve kurullarına (YÖK ve ÖSYM de dahil) kadar, politikalarından sınıfsal karakterine kadar irdelediğimizde, korkunç gerçekler daha da sert ve acımasız olarak karşımıza çıkıyor, çıkmaya da devam edecektir.
Bugün gelinen noktada; eğitimi-öğretimi ekonomik temelden alıp, var olan sosyal-siyasal yapının alt-üst oluşunda eğitimin yerine değinerek, oradan da eğitim sisteminde sınavların rolüne kısa ve özgün değinmeler yaptığımız bu yazımızı kaleme alıp, Devrimci Çözüm dergisine göndermemize sebep olan son gelişme, bizim gibi binlerce hukuk öğrencisinin de yoğun olarak tartıştığı, sınavlar zincirine eklenen en son halka durumunda ki Avukatlık sınavının gündemimizde tuttuğu yerdir.
10 Mayıs 2001 tarihli Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı yasa ile Avukatlık yasasında çok önemli değişiklikleryapıldı. Sınava dayalı çarpık eğitim sistemlerinde, niteliğin her yeni dönemde bir yenisi eklenen sınavlarla yükseleceği, en temel kanıdır. Avukatlık sınavını getirerek, binlerce işsiz hukukçu (Tabi ki Muhalif ve "Zayıflar") yaratacak olan büyük patronların eğitim şefleri de, amaç olarak yine, daha "nitelikli hukukçular" yetiştirmek olduğunu belirtiyorlar.
şöyle bir düşününce; ortaokul- lise döneminde başlayan üniversiteye hazırlık maratonu, maddi-manevi götürüleriyle, zindan olan yıllarımızla, iyi bir üniversite, iyi bir fakülte çırpınışları içerisinde; on kişinin katılıp bir kişinin üniversite kapılarından girebildiği, iki buçuk saatlik zaman dilimine sıkıştırılan soru ve cevaplarıyla, yaşama-düşünceye-insana bakış açısıyla, olanaksızlıklarıyla problemler yumağı olan; sanki kazanınca hayatımızdaki bütün problemler bitecekmiş ya da kaybedince hayatın sonu gelecekmişçesine, gencecik beyinleri psikolojik baskılanma altında bırakan bir sınav ve sınav dönemi. Evet bu kadar olumsuzluğun içinde saatlerce ders çalış, binlerce soru çöz, zar zor bir fakülteye gir.. sonrası mı? Sonrası ise; dört yıllık "öğretim" al, sınavları geç, diplomayı al, evet iyi kötü
Avukatlık sınavının yürürlüğe girmesinin birinci yılında barolarda, hukuk fakültelerinde bir çok çalışma yapıldı. Forumlar düzenlendi, broşürler dağıtıldı, tartışmalar ve değerlendirmeler yapıldı. Bizlerinde katıldığı 10 mayıs 2002 tarihinde avukatların, stajyer avukatların, hukuk fakültesi öğrencilerinin ve destek vermek için gelen her kesimden insanların Ankara da toplanmasıyla, seslerimizi duyurmaya çalıştık. Gerçekleştirilen faaliyetlerde; dünyanın hiçbir yarinde test usulü bir sınavla avukat belirlenmediğini, avukatlığın yani savunmanın en büyük özelliğinin "bağımsız" olması olduğunu, avukatlık mesleğinin bir yaratma sanatı olduğunu, varolan sorunun sınavla çözülemeyeceğini, her geçen yıl artan hukuk mezunlarının istihdam edilmeyişi, asıl amacın tek tip hukukçu yetiştir
Son süreçte,üniversitelerde yönetim-polis-sivil faşist birlikteliği ile baskılardan ve özellikle F (hücre) tipi yaşamın sadece cezaevleri boyutuyla olmadığını, toplumun, insanların hücreye koyulmaya çalışıldığının kanıtı şeklinde önümüzde duran; M.Ü. hukuk fakültesi kampüsüne aylar önce yerleştirilmiş, her yeri sürekli izleyen kameralar sebebi ile, potansiyel suçlu ve hücre psikolojisi yaşayan arkadaşların anlatımları bizleri dehşete düşürdü. Geleceğin "adalet" (parası olana adalet) dağıtıcıları olacak olan ve devlet yapısının yargıdan yürütmeye her kademesinde görev sahibi olacak hukuk fakültesi öğrencilerini, kameralar altında eğittiğini söyleyenlerin amaçlarının, topyekün toplumu hücreye koymak olduğunu zorlanmadan anlaya biliriz. Sistemin, özelde eğitim sistemin
Kendi ideolojileri doğrultusunda uyguladıkları politikalar sonucu yozlaştırılamayan, direnişçi, devrimci, örgütlü yönleri çürütülemeyen, sınıf bilinci oturmuş gençlere, oligarşinin yöntemi ideolojik, faşist baskılar; tutsaklıklar, işkenceler ve katliamlar olmaktadır. Okullardan uzaklaştırmalar, atılmalar arka arka gelmektedir. Eğitim- öğretim politikaları, sınav gerçeği, avukatlık sınavı, ülke gerçekliği dışında düşünülemez. Hepsi oligarşinin, emperyalist sömürücüler ile ilericiliğin önünü tıkamanın bir yöntemidir. Sistemin çürümüşlüğünün teşhiri, emekçi kitleler üzerinde uygulanan politikaların boyutunda gerçekleşen artışlar ve şekil değişiklikleri ile daha kolay hale gelmiştir. Kapitalist egemenlerin son çırpınışları ise, her şeyden medet ummaları boyut
Yaşantımızdaki sorunların köklü çözümü budur. Hiçbir sorun tek olarak çözülemez, hiçbir insan yalnız başına kurtulamaz. Örgütlen, örgütle!
YAŞASIN ÖZERK-DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN ANADİLDE, EŞİT, PARASIZ, BİLİMSEL EĞİTİM MÜCADELEMİZ!
ÇÖZÜM DEVRİMDE, SOSYALİZMDE!
HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
İ.Ü.HUKUK FAKÜLTESİDEN BİR GRUP DEVRİMCİ ÇÖZÜM OKURU
MAYIS 2002
|