(*) Bilgiyi öğretmekten daha değerli olan öğrenmeyi öğretmektir. Hazır bilgiyi-ürünü sunmak, o hazır bilgiye-ürüne emek harcamadan ulaşmak kadar yanlıştır.

İnsanın ve insan topluluklarının, tarihin akışı içerisinde yaşadıkları evreler incelendiğinde, evrelere damgasını vuran ve evrelerin birbirinden ayırt edilmesinde de belirleyici olan alt yapı ve alt yapının üst yapıyı şekillendirmesi olacaktır.

Devrimci, ilerici, demokrat insanlara ideolojik ve faşizan baskıların yapıldığı ülkemizde; bilim yuvası sayılan üniversitelerde de gerek kılık değiştirerek gerekse de açık olarak yapılmaktadır. Bilim ocağı olması gereken üniversiteleri asker ocağı konumuna getirmek i

Yaşamın tüm renklerinden, güneşin tüm sıcaklığından, umudun tüm çağlarından geldik. Kardeşlik sofrasına bir kaşık da biz uzattık. Uzunca bir zaman sonra geleceğini duyunca yolunu gözledik.

Günümüz dünyasında belirleyici olan temel çelişki; emperyalizm ile emekçi halklar arasındaki çelişkidir. Bunun yaşadığımız topraklar üzerindeki durumu ABD

Yalan ve demogoji ile sürdürülen yıpratma kampanyası, tasfiyeciliğin gerçek kimliğini açığa çıkartıyor.

YAŞAMDA FELSEFE*

(*) Bilgiyi öğretmekten daha değerli olan öğrenmeyi öğretmektir. Hazır bilgiyi-ürünü sunmak, o hazır bilgiye-ürüne emek harcamadan ulaşmak kadar yanlıştır.


(*) Bilgiyi öğretmekten daha değerli olan öğrenmeyi öğretmektir. Hazır bilgiyi-ürünü sunmak, o hazır bilgiye-ürüne emek harcamadan ulaşmak kadar yanlıştır. Bilgiye sahip olmanın, bilgiye ulaşmanın, bilginin değerini ve emeğini vermenin, bilgiyi yaşamda kullanmanın öneminin tüm yakıcılığıyla kendisini hissettirdiği bir süreçten geçiyoruz.
Düşünmeği ve düşünce ürünlerini birkaç insanın işiymiş, göreviymiş gibi üzerimizden atarak, o kişilere bırakmamızın, kendi yaşantımızın dışında tutmamızın, devrimci mücadeleye neler kaybettirdiğini bugün hep birlikte acılarıyla yaşıyoruz.
Süreç; bireysel-kolektif eğitim, bilgi, düşünmek, tartışma ve gelişme-geliştirme sürecidir. Düşün faaliyetlerinin olmadığı bir zeminde gelişimden söz edilemez.
Genç arkadaşlarımızın emeklerinin ürünü bu yazıyı öncelikle okurlarımızla paylaşmak istedik. Sonrasında, eğitim, bilgi için illaki ğbirilerinin öğretmenliine ihtiyaç olmadan, her alanda, her koşulda üretilebileceğini ve "ben bilmiyorum, bize kimse öğretmedi, örgüt bizi bilinçlendirmedi" gibi okuma-öğrenme tembelliğini meşrulaştırma girişimlerinin anlamsızlığını bir kez daha göstermek ve bir çok alanda-bölgede bu tarz eğitim çalışmalarının yapılmasına önayak olması amacıyla dergimizde yer veriyoruz. Bu tarz çalışmalarda emek harcayacak arkadaşlarımıza bizler şimdiden başarılar diliyoruz.
Bu yazımızda felsefenin başlangıç bilgilerini, günlük yaşantımızdaki yerini sorular sorarak vereceğimiz cevaplarla özet yapmaya çalışacağız. Amacımız dört dörtlük bir felsefe çalışmasından ziyade, felsefeyle gerçek anlamda ilk defa karşılaşan, hiçbir felsefe bilgisi olmayan insanlara ön bilgi sunmak ve günlük yaşamlarıyla bağını kurabilmektir. Yazıyla ilgili kısa açıklamadan sonra felsefenin tanımına ve felsefe akımlarına bir göz atalım.
FELSEFE NEDİR? Bir çok insan felsefe denince, gerçekle bağı olmayan, konuşma ve boş gevezelik olarak algılıyor. Filozof dendiğinde ise hayattan kopuk, hiçbir iş yapmadan ortalıklarda gezinen, çevresindeki olaylara karşı duyarsız olan insan diye düşünülüyor. Oysa felsefe evreni ve insanları araştırır, sorulara kesin, bilimsel cevaplar bulmaya uğraşır. Filozoflarda yaşamla iç içebütünleşmiş, yaşadığı toplumu, dünyayı inceleyen, kendisini eğitmiş, yetiştirmiş, çevresindeki olaylara karşı dikkatli, duyarlı, halka öncülük eden insanlardır. Toplum, felsefe ve filozoflar hakkında neden yanlış düşüncelere sahiptir? Bu sorunun cevabını yazının ileri ki kısımlarında daha ayrıntılı vermeye çalışacağız. şimdilik şöyle özet bir cevap yapalım. Egemenler kendilerini yaşatan sistemi ayakta tutabilmek uğruna bir çok girişimde bulunuyorlar. Kitlele
Felsefenin temel sorunu madde ile ruh arasındaki çekişmedir. Önce hangisi vardı? Evrenin, dünyanın başlangıcı madde midir yoksa ruh mu? Hangisi temel olandır? Felsefe en genel sorunları araştırır. Dolayısıyla felsefeyi en çok meşgul eden, madde ile ruh arasındaki mücadeledir.
Çevremizdeki şeyler bazı özelliklerine göre madde-ruh, maddi-manevi, somut-soyut, maddi olan şeyler-maddi olmayan şeyler şeklinde gruplar oluştururlar. Madde, maddi, somut, maddi olan şeyler şeklinde ifade ettiğimiz grup görebildiğimiz, dokunabildiğimiz şeylerden oluşur. Örneğin; taş, toprak, ağaç, insan, ayakkabı gibi... Ruh, manevi, soyut, maddi olmayan şeyler şeklinde ifade ettiğimiz grup ise; görüp, dokunamadığımız gibi ölçüye de gelmeyen şeylerden oluşur. örneğin; düşünce, duygu, acı, ruh gibi... Ruh söz konusu olduğunda ruh sözcüğünün yerine bilinç, zihin, düşünce sözcükleri ve madde söz konusu olduğunda madde sözcüğünün yerine evren, dünya, varlık sözcüklerini, bunların arasında bir ayrım gözetmeksizin kullanabiliyoruz.
Felsefe; evreni, doğayı, insanı bilime dayanarak açıklamak ister. Başka bir deyişle, dünyanın ve toplumların bilimsel yöntemlere dayanarak yorumlanma tarzıdır. Bu yorumlama tarzı ya maddeci fikirleri temel almalıdır yada ruhçu. Böylelikle iki temel felsefe akımı yani düşüncesi oluşmuştur.
Bunlar;
1- MATERYALİZM (maddeci) felsefesi
2- İDEALİZM (ruhçu) felsefesi Bu iki felsefe akımı düşüncelerimizin ve yaşamlarımızın yönlendiricileridir. Her insan, her toplum ya materyalist felsefeye göre yaşayacaktır yada idealist felsefeye göre. Üçüncü bir seçenek yok.

1- MATERYALİZM; Bilimlerin doğuşuyla materyalist felsefede doğmuştur. Bilim geliştikçe oda gelişir ve değişir. Akıla ve düşünceye önem verir. Madde temel olandır der. Maddeyi ruhtan önde kabul eder. Ruhun maddeye bağımlı olduğunu söyler, yani madde varsa ruh vardır der. Dünya, evren ve insanla ilgili bilgi edinebiliriz, öğrenebiliriz der. Çevremizi tanıyabileceğimizi, anlayabileceğimizi belirtir. Çevremizi tanımakla kalmayıp, eğer istersek, çalışırsak ve emek verirsek değiştirebileceğimizi söyler. İnsan dostça, kardeşçe, eşit ve özgür bir dünyayı, ülkeyi kurabilir der. Yeter ki öğrenen, çalışan ve birlikte hareket eden duyarlı insanlar olsun der. Emeğe, gelişmeye, değişmeye önem verir.
Maddeci (materyalist) olmak; dünya malına, paraya, zevke-sefaya düşkün olmak demek değildir. Tam tersine, doğada mevcut bulunan her malın, mülkün ve yiyeceğin tüm insanlar arasımda ihtiyaçları oranında bölüşülmesidir. Bu çarpıtma ve yalan ise; materyalizmi halkın bilincinde karalamaya çalışan egemenlerin çamur atmasından başka bir şey değildir.
Materyalistler her şeyden önce şunu kabul ederler; ruh ve madde, varlık ve düşünce arasında belirli bir ilişki vardır. Materyalistlere göre, ilk ve asli olan maddedir. Ruhsa ikincildir, maddeden sonra gelen ve maddeye bağımlı olandır.
Demek ki, materyalistlere göre, madde, varlık gerçek bir şeydir, düşüncemizden bağımsız olarak var olan bir şeydir. Madde, varlık varolmak için düşünceye yada ruha muhtaç değildir. İdealistler tarafından ortaya atılan iddiaların tersine, bizi çevreleyen şeyler, bizden bağımsız olarak vardırlar: düşüncelerimizi bize veren bizi çevreleyen işte bu şeylerdir: ve de düşüncelerimiz şeylerin beynimizdeki yansımalarıdır.

Materyalistler felsefenin temel problemi karşısında özet olarak şunları söylüyorlar:
a) Ruhu yaratan maddedir. Bilim açısından maddesiz bir ruh var olamaz.
b) Madde ruhun dışında, ruha ihtiyacı olmadan vardır. Bundan dolayı şeyleri yaratan düşüncelerimiz değildir, tam tersine şeylerdir düşüncelerimizi bize veren.
c) Dünyayı bilip tanıyabiliriz. Bildiklerimizi, öğrendiklerimizi kesinlikle tespit edebilir, bilmediklerimizi de keşfedebiliriz.

2- İDEALİZM; Ruh maddenin kaynağıdır der. Dünya ve evren yani madde ruhtan yaratılmıştır der. İnsan üstü, insandan güçlü görünmeyen ruhların olduğunu söyler. İnsanı değil, insan üstü dediği ruhları önemser. Çevremizdeki her şeyi öğrenemeyeceğimizi belirtir. Kadercidir. Kaderimizin bizim dışımızdaki ruhlar tarafından belirlendiğini söyler. Akılı ve düşünceyi ikinci konuma atar. Kul olmayı, köle olmayı, insanı insandan üstün görmeyi dayatır.
Halk arasında materyalizm konusundaki yanlış anlamayı daha önce belirtmiştik. Aynı yanlış anlama idealizm bakımından da söz konusudur. Gerçekten de, felsefi idealizm ile ahlaki idealizm birbirine karıştırılmaması gereken şeylerdir. Fakat felsefi idealizm ile ahlaki idealizm sürekli karıştırılmaktadır.
Ahlaki idealizm, bir amaca, bir hedefe, bir ideale bağlılık demektir. Her materyalist, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya için çalıştığından bir ideali de vardır, bu da ahlaki idealizmdir. Oysa felsefi idealizm dünyayı ruhla açıklamaya çalışan, ruhu temel alan düşünce sistematiğidir. Yazımızda konu edindiğimiz felsefi idealizmdir.
İdealistler, felsefenin temel problemi karşısında özet olarak şunları söylüyorlar:

a) Ruh maddeyi yaratır. Maddenin ruhun dışında var olamayacağını, maddeye bağımlı olduğunu belirtir.
b) Evren, düşüncemizin dışında var olamaz. İdealistler için, masa, toprak, ağaç ve benzeri olan maddi şeyler sadece düşüncelerimizde vardır.
c) şeyleri yaratan fikirlerimizdir. Yani bizleri çevreleyen şeylerin düşüncelerimiz tarafından oluşturulduğu belirtiliyor. Düşüncelerimizin ise; doğadan ve insandan daha üstün bir ruh tarafından beynimize yerleştirildiği söyleniyor.


şimdi; Neden öğrenmeliyiz? Felsefeyi niçin bilmeliyiz? Felsefenin günlük hayatımızla bağlantısı nedir? sorularına cevap bulmaya çalışalım.
Felsefenin en büyük önemi, insana sorma, sorgulama özelliği katmasıdır. Söylenen, öğretilen, yapılan şeyleri hemen evet demeyip bilimin mantığı ile doğrulayan, sorgulayan bir özelliktir. Okulda, ailede, sokakta, medya araçlarında kısaca çevremizde, çocukluktan bugüne birçok şey, bilgi diyerek bizim hafızamıza yerleştirildi ve hala yerleştirilmeye çalışılıyor. Acaba hiç kendi kendimize sorduk mu? Bize öğretilmeye çalışılan bu bilgi denen şeyler ne kadar doğru veya kime göre doğru, kimin-kimlerin işine yarıyor. Bizlerin bilincine yerleştirilmeye çalışılan şeylerin gerçek bilgiler mi, yoksa bizi cahilleştiren, köleleştiren, kul haline sokan, sessiz, hakkını aramayan, sormayan, sorgulamayan sadece söylenenleri tamam diyerek yapan, çalışan bir makine-eşya haline getiren yalanlar mı? Bu soruları sorabilmek ve cevaplarını bulabilmek i&ccedi
Yaşadığımız düzen, sistem insanları ve toplulukları cahil, bilgisiz bırakarak sömürmeyi, yönetmeyi amaçlayan ve uygulayan bir sistemdir. Egemenlerin (zenginlerin, patronların, siyasetçilerin) emrinde olan, onların saltanatının sürmesi için uygulanan bir sistem. Ellerindeki her imkanı (Okul, Medya, Aile gibi) kullanarak öğretmeye çalıştıkları şeyler halkı cahilleştiren, açlık, sefalet, baskı, zulüm altında bırakan, bir avuç sömürücüye hizmet eden sistemin yalan ve yanlışlarıdır.
Eğer bu yalanların kölesi olmak istemiyorsak, kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek istiyorsak, kendi kazandığımızı kendimiz yemek ve özgür bir ülkede yaşamayı istiyorsak bilmek, öğrenmek özelliklede felsefeyi anlamak zorundayız. Sahip olduğumuz dünya görüşü yaşamımıza yansır. Felsefe yaşamdan kopuk değildir. Bizi, yaşamda çözümlemeğe çalıştığımız sorunların karşısında güçlü tutan sahip olduğumuz düşüncelerimizdir, oda felsefi görüşümüzden oluşur. Okumak, araştırmak, öğrenmek hayatımızı kolaylaştırır bizi yaşama bağlar. Problemleri, sorunları çözmemizi kolaylaştırır. Bunalım, sıkıntı, zorluk çekmeyiz. Felsefe yaşamı tanımamızda ve değiştirmemizde bize yol gösterir.
Bu güne kadar neden bizler felsefeden uzak kaldık diyebilirsiniz. Bunu biraz açalım. Egemenler saltanatlarını sürdürebilmek için bu sömürü ve baskı düzenini yalanlarla, politika oyunları ile devam ettirmek istediklerini belirtmiştik. Her türlü yolu ve yöntemi kullanmaktan geri kalmadıklarını da ifade ettik. Felsefenin insanların ve toplumların düşünce dünyasını genişlettiğini, sorma-sorgulama niteliği kattığını da söyledik. Bu ifadelerden de net olarak anlaşılacağı gibi; sömürü ve baskı düzenin yalanlarını, insanların ve toplumların hafızasına yerleştirebilmek, ayrıca yerleştirilmiş yalanlarında farkına varılmasını önlemek için, öncellikle felsefe ya hiç öğretilmiyor ya da çarpıtılarak öğretiliyor. Bir ülkede insanlar, topluluklar ne kadar bilinçsiz olursa, ne kadar siyasetten, felsefeden, sanattan uzak olursa o k
Halka, emekçilere ve özellikle gençlere karşı yürütülen bu insanlık dışı politikaları boşa çıkarmak ve gereken yanıtı vermek bizlerin ellerinde. Bizler üretenler olarak emeğimizin farkına varabileceğimiz gücü ve bilinci, felsefenin üzerinden giderek bulabileceğimizi bilmeliyiz. Emeğin sömürüden kurtuluşu; köleliği beyinlerinden atamamış emekçilerin yok denecek kadar azaltılmalarıyla mümkündür. Bunun yolu da savaşmaktan geçer. Bu noktada felsefenin önemi daha net belirmektedir. Bizleri çelikleştiren, iradileştiren, mücadeleye olan inancı pekiştiren, bilgi ve birikimle donatılmış düşünce sistematiğimizdir. Felsefe bu sistematiğin en temel parçalarından bir tanesidir.
Kendisinin farkına varamamış, fikir ve düşüncelerini inşa edememiş, zaaflı, zayıf ve başkalarına bağımlı kişiliklerin, üretimlerinin sahibi olamaması doğaldır. Ürettiğinin, emeğinin sahibi olabilmek öncelikle kendi kişilik ve beyin yapılarını özgürleştirmiş, kölelikten kurtarmış insan ve toplumların başarabileceği kazanımdır. Tarih bunu bize defalarca ispatlamıştır.
Dünyayı ayakta tutanlar, üretenler olarak bizler, bir grup azınlığın (zenginlerin-burjuvanın) sömürüsünden kurtulmalı, kendi ürettiğimizi paylaşarak bütün insanlar yemelidir. Fakat bu ekmek paylaşımımızı, kendi zenginlikleri, lüks yaşamları uğruna engellemek için her türlü yol ve yöntemi istisnasız uyguluyorlar. Her şeyin en kötüsünü bizler gördük, bizler yaşıyoruz. Evde, okulda, işyerinde, yolda; ya sular akmaz, ya öğretmen olmaz, ya patron para vermez (üstelik köle gibi çalıştırır), ya da çamur içinde çöp içinde sokaklar yollar...
Halk olarak bizler hep zor yaşam koşullarımdan şikayet ettik, yakındık. Hiç düşündük mü bu çark, bu sistem nasıl dönüyor? Egemenler hiç korku hissediyorlar mı? Acaba düşünmüyorlar mı? Bir gün gelir bu halk her şeyin farkında olur, yapılanların hesabını sorar diye. Aslında düşünüyorlar. Devrimcilerin, ilericilerin, demokratların, aydınların, duyarlı insanların var olmaları, halka öncülük etmeleri egemenleri korkutuyor, panik ve endişe yaratıyor. Yaşadıkları ve hissettikleri korku öyle bir boyuttaki muhalif olan hiç bir şeye tahammülleri yok. En temel demokratik talepleri dahi dinleme cesaretini bile gösteremeden şiddetle bastırmaya çalışıyorlar. Faşist baskı ve şiddetle adeta bütünleşmiş durumdadırlar. Baskılar, tutsaklıklar ve katliamlar arka arkaya yaşanıyor.
Egemenler bir yönüyle rahatlar. Halka bu güne kadar bilgi diye verdikleri yalan, yanlış ve boş şeylerin insanları nasıl uyuttuğunu, cahil bıraktığını, bananeci, bencil ve çıkarcı yaptığını biliyorlar. Kitaplar, dergiler, gazeteler, televizyon kanalları bu insani değerlerin yozlaştırılması ve uyutma politikasının en iyi araçları ve ayrıca kanıtlarıdır. (Milliyetçiliğin, şovenizmin körüklenmesi. Çıplaklığın güzellik olarak sunulması. Para hırsı ve kolay yoldan köşeyi dönme anlayışının, dolandırıcılığın, vurgunculuğun, fırsatçılığın şans oyunları ve yapanların elini kolunu sallayarak gezmesi gibi yöntemler ile teşvik edilmesi, özendirilmesi... gibi) İşte egemenler halkın üzerinde yarattıkları bu baskı ve uyku perdesine güveniyorlar.
Bilinmelidir ki; tarihi, mücadeleler tarihi olan insanlığın, bu baskı ve uyku perdesini parçalayacak gücü ve inancı şüphe götürmeyecek kadar gerçektir. Bu gerçekliğin hayata geçirilmesi insanların, toplumların cahillik zincirini beyinlerinden parçalayarak söküp atmalarıyla mümkündür. Beynini özgürleştirebilen insan ve insan toplulukları, gerçek anlamda ki özgürlüğü o zaman tadarlar. Özgürleşmiş beyinin cahilliğe karşı ilan ettiği zafer, emeğin sömürüye karşı ilan ettiği zaferdir. Bu gerçekler ışığında; bilginin, eğitimin önemi bir kat daha belirginleşmekte, felsefenin gerekliliği kendisini sabah güneşi sıcaklığında sunmaktadır. Kitlelerin üzerinde uygulanan düzen politikalarının geri püskürtülmesi, mücadelede kazanımlar elde edilmesi; d&u

Zor yaşam koşullarından, problemlerin çözülmeyişinden, her geçen yeni günde yeni bir sorunun karşımıza çıkmasından, insanların çıkarcılıklarından, bencilliklerinden, bananeciliklerinden, çevrelerindeki olaylara duyarsızlıklarından, insani ve ahlaki değerlerin elimizden yitip gitmesinden şikayet edip durmaktayız. Artık şikayetin bir adım ötesine geçip, yaşamı bizlere zindan eden sorunların gerçek sebeplerini araştırma, sorgulama zamanıdır. Neden birileri varlık içinde yüzsün diye, birileri yoksulluk çeksin? Bütün olumsuzlukların, çelişkilerin, problemlerin sorgulanması, araştırılması gerekir. Bu sorgulama özelliğini bizlere bilim, kültür, sanat ve en önemlisi de felsefe ile, felsefenin günlük yaşamla bağını kurmamız sağlayacaktır.
Bizlerin bu yazıda ortaya koymak istediği şeyler; sorunların kökeninin ne olduğu, kimler tarafından bu sorunların bizlere yaşatıldığı, bunu yapanların eğitimi, felsefeyi nasıl saptırarak kendi egemenlikleri için kullandıklarını, bundan dolayı da bizlerin, emekçi yoksul halk kitlelerinin kendi eğitimimize ve felsefe çalışmalarımıza ihtiyacımız olduğu, aksi durumda bu sömürü ve baskı düzeninden kurtulamayacağımızı bir kez daha vurgulamaktır. Bununla beraber felsefenin yaşamla bütün olduğunu, insandan ve toplumdan uzaklaştırılamayacağını, her insanında felsefeyi rahatlıkla öğrenebileceğini önemle ve ısrarla belirtmektir.
Hayatın gerçeklerini anlayabilmiş, yaşadıklarının kader veya tesadüf olmadığını bilincine yerleştirmiş ve de sorunların gerçek kaynağını bulabilmiş, demokrat, aydın, ilerici, devrimci her insanın bilgi ve birikimlerini diğer bilmeyen insanlarla paylaşmaları, kavratmaları gerekmektedir. Bilinçli her insan bu duyarlılığı göstermeli, halka öncülük etmelidir. İnsanlar bir araya gelmeli fikir ve hareket birlikteliği kurmalılar. Topluca, birlikte güç olarak çalışmalılar. Bir şeylerin farkında olmak, öğrenmiş ve bilinçlenmiş olmak önemlidir, fakat insanlık için yeterli değildir. Eğer bilgimizi, birikimimizi, doğrularımızı hayata geçiremiyorsak, çevremizdeki insanlara bir şeyler veremiyorsak, bilgimizi paylaşamıyorsak; hafızasında bilgileri toplayan ama yeni hiçbir şey katamayan bilgisayar, bilgileri noksansız saklayabildiği için biz

KÜÇÜKÇEKMECEÕDEN
Bir Grup Liseli Devrimci Çözüm Okuru
Nisan 2002