Merhaba Dostlar; Biraz burukta olsak, uzun bir süre sizlerle buluşturamadığımız dergimizi, yeni bir yılın bahara gebe günlerinde sizlerle buluşturmanın coşkusuyla, halkımızın ve okuyucularımızın yeni yılını kutlarız.

Sınıf mücadeleleri tarihi, Dünya devrim deneylerinde devrimci örgütlerin mücadele süreçlerini Diyalektik-Tarihsel Materyalizmin bilinci ve yöntemleriyle ...

İşgalci İsrail Ordusu Filistin Halkını Katletmeye Devam Ediyor. 11 Eylül tarihinde, Amerika da ki Dünya Ticaret Merkezi ne ait ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra önemli bir fırsatı ele geçiren Emperyalizm, dünya halkları üzerindeki baskılarını daha da arttırarak savaş naraları atmaya başladı.

Dünya genelinde kanlı ellerini sürmediği hiçbir yer bırakmayan Emperyalist haydutlar, Ortadoğu da yeni büyük katliamların başlangıcını yapmaktalar.

Emperyalist sömürü ve saldırganlığın hat safhalara ulaştığı yılları hep birlikte yaşıyoruz.

"Büyük tarihi gelişmeler söz konusu olunca" diye yazıyordu Marx Engels'e, "Yirmi yıl bir tek gün bile sayılmaz ama sonradan yirmi koca yılı içinde toplayan günler de gelebilir."

Kadın hakları mücadelesi, 18. yüzyıla dayanır. 1789 Fransız Devriminde kadınlar aktif olarak yer aldılar.

Emperyalist haydutlar yeni saldırı planları için Davos'ta Emperyalist güçler yeni dünya düzeni, küreselleşme adı altında tüm dünyayı kendi sömürü hakimiyeti altına alarak dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışmaktalar.

IMF borçlarıyla ekonomik dengesini tamamen yitiren TC. hükümeti içine düştüğü bunalımlara geçici çözümler bulmak için yeni kredilerle borç sarmalına gittikçe daha çok batmaktadır.

16 Mart 1988'de dünya bir büyük vahşete daha tanık oldu. 16 Mart 1988'de dünya bir büyük vahşete daha tanık oldu. Onlarca uçak, yaklaşık 100 kimyasal bombayı Halepçe'nin üzerine yağdırdı.

Mart ayı şehitler ayıdır. Mart ayı devrimci hareket açısından, mücadeleleriyle, Mart ayı şehitler ayıdır. Mart ayı devrimci hareket açısından, mücadeleleriyle, düşünceleriyle bizi ve tarihimizi biçimlendiren şehitlerimizle ve kendi kendimizle hesaplaşma ayıdır.

"Biz, aktif ideolojik mücadeleden yanayız; Çünkü bu mücadele, parti ve devrimci örgütler içinde savaşımızın yararına olan birliği sağlayan silahtır.

Newroz umuttur, isyandır, zulme karşı başkaldırıdır. Her yıl 21 Mart'ta Ortadoğu halklarının yaktığı bu isyan ateşi 2600 yıldır, sönmeyen bir umuttur. Türk, Kürt, Çerkez, Acem ve Arap, tüm Ortadoğu halklarının zulme karşı direnişinin temsilidir.

Dünya halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesi önüne set çekmeye çalışan Emperyalizm, bu yolda her yöntemi denemekte,baskıları ve sömürüyü uygulamakta sınır tanımıyor.

Kitle katliamları faşizmin karakteristik özelliklerindendir. Devrimci muhalefetin yükseldiği, egemenler arası çelişkilerin kızgınlaştığı, kısacası denetimin elden kaçtığı dönemlerde başvurulur daha çok.

Devrimci hareket içinde konferansın sabote edilmesiyle birlikte gündeme getirilen yapay-suni ayrılık ve sen-ben tartışmaları, devrimci hareketin tarihine yeni büyük sorunları yerleştirdi.

Orta çağ barbarlığını aratmayan 12 Eylül faşizminin, üniversiteler üzerindeki kurumsallaşması olan YÖK, üniversiteleri emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yönetiyor.

"Cellat uyandı yatağında bir gece "Hoş geldin tanrım dedi bu ne zor bilmece
Kesilmiş bir kol gibi omuzbaşımızdaydı öldükçe çoğalıyor adamlar boşluğun...
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."

Geri durmadık kaçmadık
sarılmaktan acılara
Düşmüştük Kucağına sevdanın

DEVRiMCi - DEMOKRAT KAMUOYUNA

Devrimci hareket içinde konferansın sabote edilmesiyle birlikte gündeme getirilen yapay-suni ayrılık ve sen-ben tartışmaları, devrimci hareketin tarihine yeni büyük sorunları yerleştirdi.


***Elimize posta kanalıyla ulaşan bu yazıyı haber değeri taşıdığı için yayınlıyoruz.***

DEVRiMCi - DEMOKRAT KAMUOYUNA
Devrimci hareket içinde konferansın sabote edilmesiyle birlikte gündeme getirilen yapay-suni ayrılık ve sen-ben tartışmaları, devrimci hareketin tarihine yeni büyük sorunları yerleştirdi. Bu sorunlar birçok emeği heba ederken, gelecek üzerine hedef ve planlarımızın aksamasına, biraz daha gecikmesine sebep oldu.
Konferansın, devrimci hareketin gündeminde olumsuzluklar ve ayrılık şeklinde yer tutmaya başlaması, örgüt bünyesinde birçok tahribatın oluşması, kadro kaybını ve kurum-kurullarda dağınıklığı beraberinde getirdi.

Devrimci hareketi, konferansın getirdiği olumsuzlukların etki alanından çıkarma, sorunların çözümünde önemli adımlar atma çabamız; örgütün kurum-kurulları ile hareket eden, iç bütünlüğünü sağlamış düzeye getirilmesini acil ve ilk görev olması bakımından önümüze koymuştur.

Devrimci hareketin kadrolarında sağlanan netleşmeler dahilinde iç bütünlük bir düzeyde oluşturulmuş, koordinasyon çalışmalarına ilke- kurallar ve belirlenmiş olan ortak noktalar çerçevesinde başlamıştır. Ve bu sürecin, koordinasyonda görev alan arkadaşlarımızın inisiyatifi altında yaşanması karara bağlanmıştır.
Konferansta ayrılığın sebebi olarak gösterilen ve tartışılma imkanı bulunulamayan tüm konuların gündeme getirileceği yer olarak, hareketin ileride örgütleyeceği konferans olması gerektiği belirlenmiş, ve bütün koordinasyon üyeleri tarafından kabul edilmiştir. Koordinasyonun örgütleyeceği konferansa kadar geçecek süreçte bu konular kitleye götürülmeyecek, dergide yayınlanmayacak, salt örgüt içi tartışma olduğu fikirlerinde buluşulmuştur.

Pratik sürecin örgütlenmesi ile yapılacak tartışmalar; koordinasyonun planlanması, onayı ve denetiminde kolektif olarak yürütüleceği, koordinasyonun bütün üyeleri tarafından kabul edildi. Ancak, daha sürecin başında koordinasyon üyelerinin bir kısmı, koordinasyon oluşturulurken kendilerinin ve diğer üyelerin hem fikir olduğu ilke-kurallar yokmuş, koordinasyonun sınırlarını-görevlerini belirleyen hat hiç çizilmemiş, veya kararlar alınırken evet dememişler gibi, kendilerini bu ilke-kuralların dışında görerek davranış belirlemeye başlamışlardır. Belirledikleri bu tavır ve davranış koordinasyonu disiplinden, ilke-kurallardan kopararak birkaç kişinin keyfiyetine, sınırı-çerçevesi belirsiz hareket olanağı sağlaması yönü ile de, ideolojik-politik-örgütsel yapıyı sapma ve savrulmalara açık duruma getirmelerine imkan vermektedir. Bunun üzerine tartışmalar yaşanmış, süreç tartışmalarla aşılamayınca tıkanıklık gitgide kendini göstermeye başlamıştır.

Neydi bu tartışmalar? Ve neden sonucu çözüm değil de tıkanıklık olmuştur ?

Konferansta ayrılığın yaşanması kadroların gündemine Yeniden Örgütlenme Koordinasyonun oluşturulmasını getirmiştir ve kadrolarda netleşmelerin oluşması üzerine çalışmalar başlamıştır. Oluşturulacak Yeniden Örgütlenme Koordinasyonunun ilke-kuralları tartışılmış, ve tüm üyelerin hem fikir olduğu düşünceler karara bağlanmıştır. Çalışmaların başlamasıyla beraber birkaç kişi tarafından Yeniden Örgütlenme Koordinasyonu yok sayılmış, dukalık ilan etme çabaları içerisinde kolektivizm ve ortak karar alma mekanizması yok edilmek istenmiştir. Bu kişinin düşüncelerine, kararlarına muhalefet eden ve eleştiri yapan arkadaşlarımıza yalanlarla, çarpıtmalarla, bırakalım devrimcileri sıradan insanların dahi kullanmayacağı üslup ve kelimelerle saldırılmış, oldu bittiye getirerek tasfiye edilmeye çalışılmışdır.

Konferansta tartışılamayan konuların tartışma zemini olarak, Yeniden Örgütlenme Koordinasyonunun ileriki süreçte örgütleyeceği konferans olacağı belirlenmişti. Bu konferansın örgütlenmesine kadar geçen zaman içerisinde taslak ve benzeri konular hiçbir şekilde kitleyle tartışılmayacak, dergide yer almayacaktı. Ta ki Yeniden Örgütlenme Koordinasyonunun örgütleyeceği konferansta tartışılıp bir sonuca bağlanana kadar, hiçbir şekilde örgütün resmi düşünceleri olarak yansıtılamaz ve kamuoyuna sunulamayacaktır. Ancak süreç bu anlayışların, ilke-kural ve kararları yok etme girişimlerine, kendi çarpık anlayışlarını hakim kılma uğraşlarına sahne olmuştur. Görev aldıkları alanı fırsat bilerek, tüm karşı koyuş ve tartışmalara rağmen, bu düşünceler yapının düşünceleriymiş gibi dergiye yazılmıştır. Yenilenme adı altında THKP-C/DEVRİMCİ SOL ideolojisi alttan alta tasfiye edilerek, yerine sivil toplumcu düşünceler hakim kılınmaya çalışılmıştır.

İdeolojinin tasfiyesine izin vermeyen arkadaşlarımızın tüm tartışmalarını tehdit, hakaret, karalama, saldırganlık yollarına başvurarak sabote eden bu anlayışlar gerçek amaçlarını tartışma götürmeyecek netlikte ortaya koymuş oldular. Bu saldırılarının boşa çıkartıldığı noktada "ben yokum"[1] dayatmasında bulunmuşlardır. Kişilerin kendilerini harekete dayatmalarına izin verilmeyeceğini, hareketi kişilere mahkum etmeyeceğimizi, yoksan yoksun dendiğinde, bulunduğu alanda ilkesiz kuralsız, hizipçi, komplocu bir şekilde kitleyi toplayarak sorunlar açılmış ve yapıyı dağıtmaya çalışmışlardır. Kendilerini örgütün merkezi karar alma mekanizması olarak görmeye başlamışlardır. Amaçları ideolojinin tasfiyesidir. Modaya uygun olarak sivil toplumcu düşünceleri örgüt içerisinde yaşatmak, hakim kılmaktır.Yenilik ve değişim kavramlarını metafizik yöntemle ele alıp, sivil toplumcu düşünceleri örgüt içerisine yerleştirmede araç olarak kullanmak istemişlerdir. Amaçlarına ulaşamayacaklarını anladıkları noktada, aleni olarak örgütün "fesh" edildiğini açıklamışlardır. Daha düne kadar dinamik tespiti yapanlar, kendini dayatmanın kabul görmediği anda birden bire dinamiklerin tükendiği tespitine ulaşmışlardır. Kendini dayatma kabul edilse dinamikler var olmaya devam edecekti. Mantık ve yaklaşım örgütü ve dinamikleri kendilerinde cisimleştirmiş olmaları düzeyinde ilericidir. Kendileri her şey diğerleri hiçbir şey. Kendileri varsa örgütte var kendileri yoksa örgütte olamaz. Bunların hepsi düşünülünce diyalektik-tarihsel materyalizme, sınıflar mücadelesine, devrimci mücadeleye, devrimci hareketin var oluş koşullarıyla devrim mücadelesine bakışlarını anlamak çokta zor değildir. Ayrıca ne boyutta devrimcilikten uzaklaştıklarını, kendilerini devrimciliğin dışında gördüklerini somut olarak ifade etmektedir.

Tüm bunlardan dersler çıkarma yerine, ülke örgütlenmesine ve insanlarımıza karşı karalama, yıpratma saldırılarına başlamışlardır. Bizler açısından Avrupa Ülke ikilemi yok. Devrimci hareketin mülteciliğe bakışı bellidir. Evet, bu güne kadarki mültecilik pratiği, mültecilik anlayışımıza uymayan bir durumdadır ve bugün acılarını hep birlikte yaşıyoruz. Alışıla gelmiş rahat devrimcilik pratiğinin en somut örneği durumundaki mücadele kaçkını tiplerin-anlayışların, Ülkede bulunan arkadaşlara da saldırarak, kendilerini sınıflar mücadelesinin tek bileni ilan edip bu saçmalıklarını insanlara anlatmalarını kabullenmek mümkün değildir.

Yaşanan sorunlar sen-ben, siz-biz boyutunun ötesinde, anlayış ve tarz sorunudur. Solda giderek açığa çıkan bu durum; ben-merkezciliğin, şef anlayışının beraberinde, ideolojik-politik boyut kazanmış olan tasfiyeciliğin, statükoculuğun, mülteciliğin kalıntılarından başka bir şey değildir. Bu kalıntılar örgütün tasfiyesini, ideolojik-politik çizginin tasfiye süreci üzerinden gerçekleştiremedikleri noktada, Avrupa örgütlülüğü nezrinde genel yapıyı herkesin gözüne baka baka, açıktan tasfiye çabalarına başlamıştır. Beraberinde insanlarımıza örgütsüzlük dayatılmıştır.

Tüm bunlara rağmen kişiler üzerinden bir tartışma yürütmek bizlerin anlayışı değildir ve olmayacakta. Bizim çevremizde, hiçbir konuda, hiçbir kimsenin bu tarz kişisel tartışmalara girmesine de izin vermeyiz. Devrimci hareketin tüm insanları bu konu üzerinde dikkatli davranmalı, saflarımızda yaşam şansı vermemelidir. Kişilerin tartışılması mücadeleye bir şey kazandırmayacağı gibi, bu tarz tartışmalardan medet uman, günü birlik politik çıkarlar peşindeki çarpık anlayışların ekmeğine yağ sürmüş olacaktır.

Bu anlayışların koordinasyonun kolektif çalışmasını tıkayan tavır ve davranışlarına karşı çıkılmış; yapının birkaç kişinin keyfiyetine bırakılmayacağı; kişilerin kendilerini yapıya dayatmalarına izin verilmeyeceği; THKP-C/DEVRİMCİ SOL ideolojisi tasfiye edilerek, sivil toplumcu düşüncelerin örgütün bünyesinde yaşam şansı bulması ile devrimin değil de "aşkın örgütünü-partisini" inşa etme çabalarına göz yumulmayacağı bu anlayışlar tarafından kavranınca, amaçlarını gerçekleştirmenin yolu olarak önce "biz yokuz, öyleyse siz yapın, bizden bu kadar" demişler, devamında ilişkilerin devri istenmiş ve ilişkilerin bir kısmı arkadaşlarımıza teslim edilmiş, geri kalanlar için biraz zaman istenmiş, ardından ise komplo senaryolarını hayata geçirmeye başlamışlar, ve sonrasında "sizi tanımıyoruz, muhatap almıyoruz" v.b. saçmalıklarıyla karşımıza çıkmışlardır. Yoksa bu hastalıklı kafaların sonradan uydurduğu gibi kimseye, tartışmaların yapılması ve yapı bu sapkın düşüncelere mahkum bırakılmayarak sahiplenilmesi dışında bir müdahale söz konusu değildir. Demagoji ve yalanlara sarılarak medet ummaların bir yönü de; kendi tasfiyeci kafa yapılarını ve ellerine yüzlerine bulaştırarak yarım bıraktıkları örgütü tasfiye etme suçlarını ört pas etme telaşından başka bir şey değildir. Biraz düşünülürse, yazdıklarına çizdiklerine ve yaptıklarına bakılırsa; önce kendilerini dayatıyorlar ama karşı konuyor, süreç tıkanıyor devrimciliği bıraktıklarını söylüyorlar, ilişkiler arkadaşlarımız tarafından isteniyor ve bir kısmı devredilerek geri kalanı için zaman isteniyor sonra çıkıp sizleri tanımıyoruz diyerek yeni komplo ve senaryoları gündeme getiriyorlar. Bu saçmalıkları gündeme getirenlerin "bir kısım ilişki ve olanağı teslim etmeleri, borçların ödenme zamanı geldiğinde arayarak ödenmesini söylemeleri" ama diğer taraftan "sizi tanımıyoruz" söylemleri, yaptıkları işlerde ne kadar samimi ve tutarlı olduklarını da göstermektedir.

Belli bir zaman geçmesine ve arkadaşlarımızın taleplerine rağmen geri kalan ilişki ve olanaklar teslim edilmemiş üstelik muhatap olarak görmediklerini belirtmişlerdir. Bunun üzerine, geri kalan ilişki ve olanaklar teslim edilene kadar, kendilerinin hesaplarını vermedikleri borçların yapı tarafından ödenmeyeceği bu kişilere bildirilerek, kendilerinin ödemesi belirtilmiştir. Önce ilişkilerin bir kısmını teslim edecek, sonra "sizi tanımıyoruz" diyerek ilişkilerin geri kalan kısmını vermeyi kabul etmeyeceksiniz ve devamında borçları bizim ödememizi isteyeceksiniz. Bu borçları ödememizi istiyorsanız ilişki ve olanakların geri kalan kısmını da teslim etmeleri gerektiği belirtilmiş, tutarlılığın bu olacağı söylenmiştir. Tabi onların tutarlılık anlayışı çarpık kafa yapılarının dışında değerlendirilemeyeceği için, tutarlı olmaktan ne anladıkları yaptıkları davranışlarından kolaylıkla çıkarılmakta, o da; tutarsızlık, çarpıklık ve burjuva politikacılığıdır. .

Bulundukları alanda koordinasyon üyelerinden gizli toplantı düzenleyip yapıyı tasfiye etmeye çalışmışlar ve bu toplantılarda hırslarını alamamışlarcasına ardından kamuoyuna yönelik devrimci hareketi tasfiye edildiğine dair bir açıklama yapmışlardır. Yayınladıkları 14 sayfalık "bitiş" (Bu bitiş devrimci hareketin değil, kendi bitişleridir.) ve komplo teorileri tamamıyla kendi hastalıklı kafalarının durumunun, çürümüşlüğünün, tükenmişliğinin ilanıdır.

Bu 14 sayfalık saçma sapan komplo teorileri ile örgütü kendileriyle sınırlayarak kendi bitişlerini örgüte mal etmeye çalıştıkları tasfiyeci anlayışların ürünü senaryoların yer aldığı, tükenmişliklerinin ilanına ayrı bir cevap vermek, bizler açısından bu yoğun çalışma dönemimizde zaman kaybetmekten ve geri boyutta da olsa muhatap görmek olacağından hakketmeyeceği bir muhataplığı sunmaktan başka bir şey olmayacaktır. Tasfiyeciliğe, statükoculuğa, mülteciliğe karşı ideolojik-politik-örgütsel-kültürel mücadelemiz sürekli olacaktır, ama bu, tükenmişliklerini ilanla kamuoyuna açıklayan ve bu kirlenmişliklerini devrimci harekete de bulaştırıp kendileriyle birlikte bitirme çabasında olan anlayışlarla, tartışma zemini yaratacağımızı göstermez.

Evet, yaklaşık bir sene önce yaşanan bu sorunlar karşısında, tüm karalama ve saldırılara rağmen, devrimci mücadelemizin tarihi birikiminden öğrendiklerimiz ışığında, mücadelenin hassasiyeti boyutunda devrimci uyanıklık ve olgunluk sergilemeye çalışmışızdır.

Ancak bir sene geçmesine rağmen, Avrupa köşelerinde devrimci hareketi tasfiye ettiklerini açıklayan mücadele kaçkını anlayışların, bunu kamuoyuna yazılı olaraktan ilan etmelerine rağmen, takındığımız tüm bu devrimci olgunluğumuzu ve devrimci duyarlılığımızı farklı yorumlamış olacaklar ki, bir sene sonra bizlere karşı saldırı ve tehditlere başlamışlardır.

Örgütü kendi özel mülkiyeti olarak algılayan bu anlayışlar adeta "biz tasfiye ederiz, ama bizim dışımızda kimse sahip çıkamaz ve bu gelenek üzerinde devrimcilik yapamaz" mantığıyla hareket etmekteler. Öyle ya bu hareket ve değerleri onların özel mülkiyetidir. Mantık ve yaklaşımları budur. Hele hele sol içi şiddet konusunda en büyük acıları çekmiş, 9 yoldaşını şehit vermiş, onlarca yaralanan ve sakat kalanın olduğu bir yapının insanları olarak bugün bu mantığın samimiyeti ayrıca sorgulanmalıdır. Ve daha sol içi şiddet ile örgüt içi sorunlarda yaşanan olumsuzluklarla ilgili yazıların mürekkebi dahi kurumamışken hiçte yabancısı olmadığımız "çete, polis" vb saçmalıkları ile insanlarımızı, geleneklerimizi lekelemeye çalışmaktalar.

Peki sormak gerekmiyor mu, madem o kadar çok bu yapı ve gelenekleri sizler tarafından düşünülüyor, savunuluyor niye önce kendinizi koordinasyonun kararlarının üstünde görerek örgütü kendinize mahkum etmeye çalıştınız ve devamında tartışmaları karalamalar, saldırılar ile tıkadınız, sonrasında ise ilişkilerin bir kısmını teslim edip çekip gittiniz? "Tasfiye ettik", "bitti" saçmalıkları neydi? Bir senedir nerelerdeydiniz? Devrimcilik bu güne kadar kimlerin tekelinde oldu da, şimdi sizlerin tekelinde olsun? Devrimci hareket şimdiye kadar devrimcilik yapmak için kimlerden izin aldı da, şimdide sizlerin onayına gerek duysun? Sizler kim oluyorsunuz da, devrimci harekete devrimcilik yasağı koymaya çalışıyorsunuz? Bugüne kadar kimin haddine düşmüşte şimdi sizler sapkın düşüncelerinizle edepsizlik yaparak boyunuzu aşan işlere kalkışıyorsunuz? Devrimci hareket hangi küçük dünyalı, dar kafalı, asalakların yasaklarına boyun eğmişte, şimdi sizler aynı yolu izleme telaşı içine girdiniz? Uzak diyarlardan ülkeye tahditler, karalama, çamur atmanız acaba kimlere hizmet ediyor? Devrimci hareketin kendisini toparlaması ile ilk önce sizler gibi tasfiyecilerden hesap soracağını iyi bildiğinizden, DK nında, bütün tasfiyeci anlayışların da yapmak istediği şey olan, devrimci hareketi atomlarına kadar parçalama çabasına girdiniz, başaramadığınız noktada ise, her türlü engellemeyi, yavaşlatmayı yapmaya çalışıyorsunuz ama hiçbir güç bunu başaramayacaktır.

Sonuç olarak yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen devrimci hareketimiz kendisini toparlamış adım atmaya başlamıştır. Tamda bu aşamada devrimci hareketimize ve insanlarımıza karşı saldırılar başlamıştır. Yaşanacak olumsuzlukların, devrimcilikle ilgisi olmayan anlayış ve davranışların tarafı olmak istemiyoruz. Fakat, tüm bu duruşumuz ve hassasiyetimiz karşısında, devrimci harekete ve insanlarına saldırıların devam etmesi halinde, bizlerden masa başı devrimciliği anlayışı içerisinde davranış belirlememiz beklenmemelidir. Devrimci harekete saldıranları ve provokasyon yapanları uyarıyoruz. Attığınız adımların neye hizmet ettiğini iyi düşünün Saldırıları ve provokasyonları kendilerine devrimcileri yıpratmanın yöntemi olarak seçenler yaşanabilecek her türlü olumsuzluğun ve olayların sorumlusu devrimci harekete ve insanlarına saldıran, provokasyon yapan kişi, kişiler ve anlayışlar olacaktır.

Bugün genel anlamda solun içinde bulunduğu tablo ortadadır. Emperyalist güçler her gün dünyanın bir köşesini kana bularken, işbirlikçi oligarşiler tarafından emekçi halk kitleleri ekonomik krizler altında ezilmeye devam ettiği, faşizmin saldırganlığın kol gezdiği günümüzde devrimci örgütlerin sınıflar mücadelesinin sorunlarına çözüm üretmeleri, öncelikli olarak tasfiyecilikle, statükoculukla, mültecilikle kendi iç hesaplaşmasını tamamlayarak mahkum etmeleri ile başlayacaktır.

Ve bizleri ifade eden; enerjimizin, inancımızın, ideolojik-politik-örgütsel-kültürel çizgimizin ve kararlılığımızın pratiğe şekil vermesi olacaktır.

Yaşasın Devrimci Sol!
Haklıyız Kazanacağız!
Devrimci Sol
Yeniden Örgütlenme Koordinasyonu
Ocak 2003

------------------------------------------------------------------------
[1] Bu anlayışın "ben giderim, ben yokum" dayatmaları yeni değildir. Kadrolar düzeyinde yaşanan tartışmalarda kendi düşüncelerini kabullendiremediği noktada, tartışmayı devam ettirmek ve kadroların düşüncelerine, kararlarına değer verip kolektivizmi, örgüt içi demokrasiyi işletmesi yerine örgüte kendisini dayatmayı adeta alışkanlık haline getirmiştir. Bu alışkanlık konferansta da ortaya çıkmış, "ceketimi alır giderim" v.b. söylemleri ile yine aynı dayatmayı örgüte karşı yapmakta hiç tereddüt etmemiştir. Bu da kadrolara bakışlarının, örgütü sahiplenişlerinin hangi anlayışlar çerçevesinde, nasıl olduğunu göstermektedir. Kadroya bakışları; söyleneni yapan, fazla eleştiri getirmeyen, kendini sunamayan, hep birilerinin etkisinde davranış sergileyen, dayatmalara boyun eğen, bağımlı, inisiyatif koyamayan biatçı kadro anlayışı yönündedir. Örgüte bakışları; örgütü, özel mülkiyet ilişkileri anlayışıyla ele alarak kendi özel mülkleri gibi gören, kendilerini yaşatacakları imkan-olanakları yaratan zemin olarak değerlendiren, örgütü kendileriyle sınırlandıran, kendileri varsa örgütünde var olacağına, kendileri yoksa örgütünde yok olacağını iddia eden, devrimci örgütü kendi küçük dünyalarıyla ve saçma sapan düşünceleriyle yönetebilecekleri sivil toplum örgütü olarak değerlendiren düşünceler şeklindedir. Ve her fırsatta, kendilerini örgütün ilke-kurallarının üstünde görerek, kendilerini örgüte dayatmaları, yukarıda belirtilen sapkın düşüncelerin bir parçasıdır.