Merhaba Dostlar; Biraz burukta olsak, uzun bir süre sizlerle buluşturamadığımız dergimizi, yeni bir yılın bahara gebe günlerinde sizlerle buluşturmanın coşkusuyla, halkımızın ve okuyucularımızın yeni yılını kutlarız.

Sınıf mücadeleleri tarihi, Dünya devrim deneylerinde devrimci örgütlerin mücadele süreçlerini Diyalektik-Tarihsel Materyalizmin bilinci ve yöntemleriyle ...

İşgalci İsrail Ordusu Filistin Halkını Katletmeye Devam Ediyor. 11 Eylül tarihinde, Amerika da ki Dünya Ticaret Merkezi ne ait ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra önemli bir fırsatı ele geçiren Emperyalizm, dünya halkları üzerindeki baskılarını daha da arttırarak savaş naraları atmaya başladı.

Dünya genelinde kanlı ellerini sürmediği hiçbir yer bırakmayan Emperyalist haydutlar, Ortadoğu da yeni büyük katliamların başlangıcını yapmaktalar.

Emperyalist sömürü ve saldırganlığın hat safhalara ulaştığı yılları hep birlikte yaşıyoruz.

"Büyük tarihi gelişmeler söz konusu olunca" diye yazıyordu Marx Engels'e, "Yirmi yıl bir tek gün bile sayılmaz ama sonradan yirmi koca yılı içinde toplayan günler de gelebilir."

Kadın hakları mücadelesi, 18. yüzyıla dayanır. 1789 Fransız Devriminde kadınlar aktif olarak yer aldılar.

Emperyalist haydutlar yeni saldırı planları için Davos'ta Emperyalist güçler yeni dünya düzeni, küreselleşme adı altında tüm dünyayı kendi sömürü hakimiyeti altına alarak dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışmaktalar.

IMF borçlarıyla ekonomik dengesini tamamen yitiren TC. hükümeti içine düştüğü bunalımlara geçici çözümler bulmak için yeni kredilerle borç sarmalına gittikçe daha çok batmaktadır.

16 Mart 1988'de dünya bir büyük vahşete daha tanık oldu. 16 Mart 1988'de dünya bir büyük vahşete daha tanık oldu. Onlarca uçak, yaklaşık 100 kimyasal bombayı Halepçe'nin üzerine yağdırdı.

Mart ayı şehitler ayıdır. Mart ayı devrimci hareket açısından, mücadeleleriyle, Mart ayı şehitler ayıdır. Mart ayı devrimci hareket açısından, mücadeleleriyle, düşünceleriyle bizi ve tarihimizi biçimlendiren şehitlerimizle ve kendi kendimizle hesaplaşma ayıdır.

"Biz, aktif ideolojik mücadeleden yanayız; Çünkü bu mücadele, parti ve devrimci örgütler içinde savaşımızın yararına olan birliği sağlayan silahtır.

Newroz umuttur, isyandır, zulme karşı başkaldırıdır. Her yıl 21 Mart'ta Ortadoğu halklarının yaktığı bu isyan ateşi 2600 yıldır, sönmeyen bir umuttur. Türk, Kürt, Çerkez, Acem ve Arap, tüm Ortadoğu halklarının zulme karşı direnişinin temsilidir.

Dünya halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesi önüne set çekmeye çalışan Emperyalizm, bu yolda her yöntemi denemekte,baskıları ve sömürüyü uygulamakta sınır tanımıyor.

Kitle katliamları faşizmin karakteristik özelliklerindendir. Devrimci muhalefetin yükseldiği, egemenler arası çelişkilerin kızgınlaştığı, kısacası denetimin elden kaçtığı dönemlerde başvurulur daha çok.

Devrimci hareket içinde konferansın sabote edilmesiyle birlikte gündeme getirilen yapay-suni ayrılık ve sen-ben tartışmaları, devrimci hareketin tarihine yeni büyük sorunları yerleştirdi.

Orta çağ barbarlığını aratmayan 12 Eylül faşizminin, üniversiteler üzerindeki kurumsallaşması olan YÖK, üniversiteleri emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yönetiyor.

"Cellat uyandı yatağında bir gece "Hoş geldin tanrım dedi bu ne zor bilmece
Kesilmiş bir kol gibi omuzbaşımızdaydı öldükçe çoğalıyor adamlar boşluğun...
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."

Geri durmadık kaçmadık
sarılmaktan acılara
Düşmüştük Kucağına sevdanın

Derleme -Yorum
İşgalci İsrail Ordusu Filistin Halkını Katletmeye Devam Ediyor

11 Eylül tarihinde, Amerika da ki Dünya Ticaret Merkezi ne ait ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra önemli bir fırsatı ele geçiren Emperyalizm, dünya halkları üzerindeki baskılarını daha da arttırarak savaş naraları atmaya başladı.


11 Eylül tarihinde, Amerika da ki Dünya Ticaret Merkezi ne ait ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra önemli bir fırsatı ele geçiren Emperyalizm, dünya halkları üzerindeki baskılarını daha da arttırarak savaş naraları atmaya başladı.

Ortadoğu'da Amerika'nın desteğindeki Faşist İsrail ordusu 28 Eylül 2000 tarihinden bu yana Filistin halkı topraklarında sürdürdüğü açık işgal, katliam, saldırı ve abluka harekatını daha da yoğunlaştırdı. Tüm Dünyanın gözü önünde ikiz kulelere yapılan saldırının verdiği şoku fırsat bilen İsrail ordusu bu saldırının hemen ertesi 12 Eylül tarihinde Batı şeria'nın Cenin kentine bağlı iki köyü işgal etti. Ve 11 Filistinliyi katletti. Aynı günün akşamı İsrail Güvenlik Kabinesi toplanarak İsrail'e karadan giriş ve çıkışı yasakladı, hava sahası kapatıldı ve tüm Filistin şehirlerindeki abluka çemberinin daha da daraltılmasına karar verdi.

Filistin Kasabı lakaplı İsrail Başbakanı Ariel şaron, Filistin halkına karşı sürdürdüğü acımasız ve insanlık dışı uygulamalarının "terörizmle mücadele" adı altında dünya kamuoyu önünde "meşru" bir zemin üzerine oturtma ve destek arama çabalarına hizmet edecek bir tarihi fırsat yakalamış oldu. ABD ye yapılan saldırılar terörizmin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını ve dünyanın en güçlü ülkelerini bile çaresiz durumlara düşüreceğinin altını çizerek dünyadan Filistin topraklarında "terörizmle mücadele" adı altında yapılan insan kıyımını desteklemelerini istedi. şaron basına "Teröre karşı mücadele uluslararası bir mücadeledir. Hür dünya, özgürlüğümüzü ve yaşam tarzımızı yok etmeye çalışan karanlığın kuvvetlerine karşı savaşmaktadır" dedi. Yine başka

Geri kalmış, açlık ve sefalet içinde yaşam mücadelesi veren yoksul halkları sömürü çemberi içine çekme hesapları yapan, ve bu planlarında bir ileri hamle yapmak için 11 Eylül'ü milat olarak önüne koyan Emperyalizm, Afganistan'ın gardını düşürdükten sonra Saddam'ı devirerek Baas partisi iktidarını tamamen ortadan kaldırmak için Irak'ı işgal senaryolarını uluslar arası platform gündemine tekrar getirdi. Bu ülkedeki zengin petrol kaynakları ve 10 yıla yakın bir süredir ambargo altında kıvranan iyice yoksullaşmış Irak halkı, ABD ve diğer Pazar sıkıntısı çeken batılı emperyalistlerin iştahını kabartan, çok cazip bir görüntü teşkil etmekte.

Arap dünyasının Filistin halkının davası karşısında duyarlılığını çok iyi tahlil eden Emperyalizm, intifadaya destek olma konusunda kendi halkı ile uluslar arası Kapitalist güçler arasında bocalayan gerici Arap şeyhleri ile ikili temaslara geçerek bu hassas nokta merkezinde ince planları yapmaya başladı. Ortadoğu politikasının önündeki önemli bir engel olarak gördüğü Saddam ve iktidarını devirme planları ve katliam operasyonu karşısında oluşacak bir muhalefetin şimdiden önünü kesmek için işgal operasyonuna destek vermeleri konusunda Arap ülkeleri ile temasa geçen ABD ve İngiltere, Filistin devletini tanıma ve destekleme kararları alabilecekleri tavrını ifade etmeye başladılar. Hatta İngiltere Başkanı Tony Blair kendi partisinin kongresinde Filistin mücadelesini destekleyen ifadeler dile getirdi. Bu durumdan son derece rahatsız olan Kasap şaron "ABD'nin Arapların desteğini kazanm

18 Ekim 2001 tarihinde çok önemli bir gelişme yaşandı. FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) silahlı kanadı "şehit Ebu Ali Mustafa tugayı" liderlerinden Ebu Ali Mustafa'nın şehit edilmesine misilleme olarak, aynı ismi taşıyan gerilla tugayı tarafından Filistin halkına düşmanlığıyla tanınan sağcı İsrail eski Turizm Bakanı Revaham Zeevi'i düzenlenen bir eylem ile cezalandırdı. Bu olaydan sonra tutumunu daha da sertleştiren İsrail ordusu işgal faaliyetine hız verdi. Suikast sorumlularının iadesini talep eden ve olumsuz yanıt alan İsrail, Filistin hükümetini olaydan sorumlu ve "terörizmi" destekleyici olarak ilan etti. İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav'da, olaydan Arafat'ı sorumlu tutarak, "Terör örgütleri ve destekleyicileri hedefimizdir" dedi.

ABD Başkanı George Bush da Zeevi'nin öldürülmesini "en ağır biçimde" kınadığını belirterek Filistin yönetiminden, suikastın sorumlularının bulunmasını istedi. Bush, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi için Çin'e giderken uğradığı California'da, Beyaz Saray Sözcüsü Ari Fleischer aracılığıyla yaptığı açıklamada, "Bu aşağılık eylem, terörizmle mücadelenin gerekliliğinin yeni kanıtıdır" dedi. Ancak şaron'un Faşist İsrail ordusunun 2000 Eylülünden bu yana içlerinde çocuk denecek yaşta genç insanların çoğunlukta olduğu birçok Filistin'linin cinayetleriyle ilgili olarak şimdiye kadar herhangi bir kınama yayınlanmadı

Emperyalizmin baskı ve yaptırımları karşısında taviz vermeye yatkın uzlaşmacı Arafat yönetimi bu son olaylar sonucunda yoğunlaşan baskı karşısında bir kez daha geri adım atarak provokasyon teorilerini yeniden dile getirdi ve teslimiyetçi tavrını teorize ederek Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) silahlı kanadı "şehit Ebu Ali Mustafa Tugayı" adlı örgütü yasadışı ilan etti. Filistin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi adına yayınlanan bildiride "şehit Ebu Ali Mustafa adına hareket eden tüm gruplar yasadışı ilan edilmiştir. Bu gruplar, yaptıkları eylemlerle halkımızın çıkarlarına zarar vermekte ve İsrail'e, halkımıza uyguladığı baskıyı daha da güçlendirme ve mülteci kamplarımıza, köylerimize ve kentlerimize karşı saldırgan planlarını uygulama fırsatı vermektedir" denildi. Arafat yönetimi ile İsrail terörüne karşı silahlı mücadele temelinde örgütlenen devrimci gruplar arasında gi

Arafat'ın aldığı bu karar İsrail tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadı ve misilleme amacıyla geniş çaplı bir işgal harekatı başladı. Filistin topraklarına tanklar eşliğinde giren İsrail ordusu Ramallah, Cenin, Beytüllahim, Tulkarem, Kalkilya ve Beit Jala kentlerine saldırılarda bulundu. Karşı koymaya çalışan 20'yi aşkın Filistinli katledildi. İsrail Savunma Bakanı Ben Eliezer, işgallerin "Yaser Arafat İsrail'e saldırı düzenleyenleri engelleyene kadar" süreceğini söyledi.

Amerikan senatosunda alınan karar ile İsrail'e verilmesi kararlaştırılan ve "terörizme" karşı sürdürdüğü mücadeleyi desteklemek amacıyla karara bağlanan 2.04 milyar dolarlık askeri, 720 milyon dolarlık ekonomik yardım, sahne arkasında kimlerin oturduğunu göstermekte.

ABD Ortadoğuda sürdürdüğü terörün gölgesinde, gelecekte İsrail kadar militarist konuma gelmek için çok elverişli koşul ve potansiyeli barındıran Türkiye'yi bu ülkeyle yakınlaştırmak için tüm şartları zorlamaktadır. İsrail'in uluslar arası platformda, meşru bir zeminde görmek isteyen güçler, bölgede önemli bir stratejik konumu olan Türkiye ile İsrail'i ekonomik askeri konularda geniş bir anlaşma ortamına çekmeye çalışmaktadır.

İsrail'in planlı olarak tırmandırdığı terör sonucu hayatını kaybeden yoksul ve çaresiz 3 milyon Filistin halkı tüm dünya kamuoyu önünde, 53 yıldır işgal altındaki topraklarında modern teçhizatlarla donatılmış, Kasap şaron'un faşist - Siyonist ordusuna karşı taş ve sopalarla mücadele ederek çoluk çocuk direnmeye devam ediyorlar. Kan, ölüm gözyaşı günlük yaşamlarının bir parçası olmuş. Ama özgürlük umutları hiç eksilmemiş. Adaletsizlik ve vahşilik içinde kahramanlık öyküleri anlatıyorlar birbirlerine. Ve barışa karşı duydukları özlem, özgürlük umutları bir savaşın karanlığında hiç sönmeyen ışık olmuş.

Topraklarını işgal eden Faşist İsrail ordusuna karşı "intihar saldırıları" düzenleyerek, güçleri oranında katliamlara karşılık vermeye çalışıyorlar. Ard arda gelen intihar saldırıları karşısında Filistin yönetimini devirmeye yönelik bir hareketlenme içine giren İsrail ordusu, Filistin sivil halkına karşı füze saldırısı başlattı. Bu saldırının kararı Ariel şaron'un Washington temaslarını tamamlaması ve ardından yapılan Güvenlik Kabinesi toplantısında alındı. Kabinenin toplantısı sonunda gittikçe yoğunlaşan intihar saldırılarına "misilleme" olarak şaron, toplantıda Filistin Özerk Yönetimi'nin "düşman" ilan edilmesi, Arafat'ın devrilmesi ve yerine işgalci İsrail ile "daha barışık" bir liderin getirilmesi konusunda ısrarlı olduğunu söyledi. Gazze ye yönelik füze saldırısının ardından Beyaz Saray, "İsrail'in kendini savunma hakkının bulunduğunu" bildirerek t

Geçtiğimiz Şubat ayının ortalarında şaron terörüne karşı tepkisini dile getirmek amacıyla Tel Aviv'de yaklaşık 20 bin Yahudi ve Filistinlinin katıldığı bir "barış gösterisi"nde artık "barış görüşmeleri"nin yenilenmesi değil, aksine, İsrail ordusunun işgal bölgelerinden kayıtsız şartsız çıkması istendi. Komutan ve politikacıları "savaş suçluları" olarak mahk?m eden bu kitle, erlerine askeri görevi reddetme çağrısını yaptı. Bu gelişmeler karşısında tamamen kayıtsız kalan İsrail ordusu Filistin halkına karşı saldırılarını arttırarak sürdürmeye devam etti. ABD yapımı F-16 larla Filistin kamplarına ve polis karargahlarına füze yağdıran İsrail ordusu Mart ayının ilk haftasında Tülkarem'i helikopterler eşliğindeki tanklarla işgal etti.

Filistin yönetimini dize getirmek için saldırılarını sürdüren İsrail, geçtiğimiz Mart ayı içinde Yaser Arafat'ın Gazze'deki ofisine ve Ramallah'ta hapis tutulduğu kararg‰ha saldırdı. İsrail füzeleri Yaser Arafatın bulunduğu binanın 20-30 metre uzağına düşerken, Filistin Lideri Arafat Avrupa Birliği temsilcisi Miguel Moratinos ile görüşüyordu. Moratinos'un varlığından haberi olan İsrail'inamacı Avrupa Birliği'ne yönelik bir mesaj göndermekti. Amerikan senatosundaki Yahudi kulisinin desteği ile ABD yönetimine istediği şekli vermeyi başaran İsrail, Avrupa'da saldırı karşıtı halk hareketlerine ve bazı Avrupalı politikacıların eleştirilerine cevap vermek amacıyla daha fazla cesaret ve şiddetle saldırılarına devam etti. Gazze şeridine iki yıldan bu yana en kapsamlı saldırı emrini veren Savunma Bakana Benjamin Ben-Elizar, işgallerin süreceğini ve bütün

İsrail Amerikan yapımı helikopterleri ile, Gazze şeridi, Batı şeria ve Han Yunus kentlerine bombalar yağdırırken bütün dünya bu katliamı, bu devlet terörünü sessizce seyretti. Cılız birkaç sesin dışında bir şey duyulmadı. Filistin'in bu katliamlara karşı gösterdiği tepki ise de tekelci basın kaynaklarınca terör olarak duyuruluyor.

Şubat ayının sonlarına doğru Filistinliler 6 işgalci İsrail askeri öldürdü. Hemen ardından, İsrail ordusu Filistin topraklarına azgınca saldırdı. 30 Filistinli, 11 İsrailli ölürken, Filistin kent ve köyleri işgal edildi, evler yıkıldı. Batı şeria ve Gazze şeridi'nde uçak, helikopter, gemi ve tanklarla toplu katliamlar yapıldı.İsrail donanmasına ait savaş gemileri Filistin lideri Yaser Arafat'ın Gazze kentindeki bürosunu bombaladı. İsrail'in Ramallah kentinden çıkmasına izin vermediği Arafat'ın, Gazze'deki bürosuna yapılan saldırıda Arafat'ın muhafız birliğe 17. Kuvvet'e mensup 4 kişi öldü. İsrail terörüne karşı 17 ay önce başlayan halk isyanından bu yanailk defa, Arafat'ın deniz kıyısındaki bürosunun İsrail savaş gemileri tarafından saldırıya uğradı. Böylece Gazze şeridinde işgal eylemlerini sürdüren İsrail ordusu El Salka kasabasında, El Magazi mülteci kampına Helikopterle f&uum

Faşist şaron, estirdiği teröre rağmen bastıramadığı Filistin İntifadası'na karşı, tampon bölgeler kurarak milyonlarca Filistinliyi kendi topraklarında kuşatma altında tutmaya amaçlayan, "İsrail ile Filistinliler arasında güvenlik ayrışması" projesini, Kudüs'ten yaptığı ve dünya televizyonlarında canlı yayınlanan konuşmasında, "Güvenlik ayrışmasını sağlamak için tampon bölge uygulaması başlatacağız. Hemen tampon alanlar oluşturmak ve bu alanlar boyunca bariyerler kurmaya karar verdik" diyerek, dünya kamuoyuna duyurdu. Hiçbir Avrupalı devletten ve ABD den en ufak bir itiraz duyulmadı.

Topraklarını savunmak için işgal ordularına direnen Filistinlilerin silahlarını bırakmalarını isteyen İsrail Başbakanı "barış" için masaya oturmadan önce "Filistin saldırıları ve şiddetinin" tamamen sona ermesi koşulunu da tekrarladı. Ancak İsrail saldırılarını durdurmak için yeni bir şart da koşarak, "Filistin bölgelerinin tamamen silahsızlanmasının barış için gelişme sağlamanın koşulu olduğunu" belirtti. Filistin halkına yönelik saldırılara kamuoyundan yükselen tepkilere de değinen. şaron, aba altından sopa gösterip bu eleştirilerin sahiplerini adeta tehdit ederek, "Bazı kesimler, tam da sessiz ve kararlı olmamız gereken bir dönemde cırtlak sesler çıkarıyor. Savaş ve barış konularında soğukkanlı olmalı, düşüncesiz davranmamalıyız. Biz kazanacağız. Çünkü hem haklıyız, hem de başka çaremiz yok" diyerek yeni katliamların yapılacağını işaretini de verdi. Bu arada İsrail ordusu içinde görev yapan genç askerler arasında giderek yayılan "işgal altında görev yapmama" tavrı ile zor duruma düşen şaron, Filistinli kanı dökmek istemeyen askerleri "teröristlere cesaret vermek" ile suçladı ve"Redcilerin ortaya çıkması, teröristleri cesaretlendiriyor ve eylemlerini tırmandırmalarına neden oluyor" iddiasında bulundu.

Gittikçe yoğunlaşan ve her "intihar saldırısından" sonra yeni katliamlar yapan İsrail ordusu Mart ayının son günlerinde Netanya'da düzenlenen ve 21 kişinin öldüğü "intihar saldırısından" sonra kapsamlı bir saldırı için 20 bin yedek askeri orduya çağırma kararı aldı. Filistin Özerk Yönetimi de, Arafat'a yönelik İsrail saldırganlığına karşı halkı direnişe çağırdı. Yönetimin açıklamasında, "Filistin Yönetimi, Filistin halkının oğullarına, rütbelerini belirleyerek, İsrail işgali ve saldırısına karşı var gücüyle, kesintisiz olarak karşı koyma çağrısında bulunuyor" denildi. Açıklamada, "Devlet Başkanımız, çok sayıda işgalci onun kapısındayken, özgürlük, bağımsızlık ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması için Filistinlilere liderlik yapmakta daha da ka

Saldırının bu kadar boyut kazanması ve Yaser Arafat'ın ofisine kadar ilerlemesinin en önemli dayanağı şaron'u haklı gösteren ve Arafat'ı bir terörist olarak gören, bu konuyu sürekli her fırsatta ifade eden ABD nin tavrı önemli bir noktadır. Bu işgalin ardından İsviçre televizyonunda bir açıklama yapan İsrail hükümeti Sözcüsü Avi Pazner, Arafat'ın Ôsavaşçı' olduğunu ifade ederek, "Askeri üniformasını hiçbir zaman üstünden çıkarmamış olan ve masasının üzerinde bir tabanca duran Arafat, halen bir savaşçıdır ve hiçbir zaman gerçek bir devlet adamı olmamıştır" dedi. Sözcü Pazner, "amaçlarının Arafat'a zarar vermek değil, kendisini etkisiz hale getirmek" olduğunu kaydetmiştir.

ABD'nin Filistin halkını terörist olarak görmesi ve Arafat'ı "terör eylemlerine karşı önlem almaya" çağırması Ramallah'daki karargahında hapsedilen Filistin liderine ve halkına karşı uygulanan şiddet politikasına yeşil ışık anlamını taşımaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, düzenlediği basın toplantısında, "İsrail'in Ramallah'dan çekilmesini talep ediyor musunuz?" sorusunu da, "İsrail'in terörizme karşı kendisini savunmaya hakkı vardır. Ancak, bu yönde önlem alırken ölçülü davranmalı ve sivillerin gördüğü zararı asgariye indirmelidir. İsrail tarafı bize, işgalin kalıcı olmadığını iletti" diye yanıtladı ve konuşmasının sonunda tam bir iki yüzlülük örneği göstererek iki tarafa da bir an önce ateşkes yapmaları çağrısında bulundu. Powell'ın açıklamaları, İsrail'i memnun etti. Powell'ın, Arafat'ın kararg

Yaser Arafat ise, Ramallah'daki karargahında kendisini koruyan militanların teslim olmayacaklarını belirtti. Arafat, Future TV adlı Lübnan televizyonuna telefonla yaptığı açıklamada, "İşgal askerleri korumaların odalarına, yatak odalarına ve garaja girdiler. Bu askerler, militanlarımın teslim olmasını istiyorlar, ancak biz bunu reddediyoruz" dedi. Yaser Arafat, İsrail'in düzenlediği bu operasyonla "Filistin yönetimini rehin almak istediğini" ve bu saldırının İsrail'in "Arap Birliği zirvesinde kabul edilen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah Bin Abdülaziz'in sunduğu Ortadoğu barış planına verdiği bir cevap" olduğunu kaydetti.

ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail'in kapalı kapılar ardında konuştukları ve planladıkları hedef Ortadoğu'da "Arafatsız çözüm" ortamıdır. Bu sürecin başlamasıyla birlikte Filistin halkının siyasi kimliği ve Filistin kurtuluş örgütünün tasfiyesi gündeme gelecek, Filistin halkı Lübnan, Mısır ve diğer Arap ülkelerine göçe zorlanarak bölgede kayıtsız-şartsız bir İsrail hakimiyeti sağlanacaktır. Arafat'a yönelik son saldırıların amacı şu anda sözde yürürlülükte bulunan görüşme zeminini tamamen ortadan kaldırmaktır. Arafatsız ve örgütsel gücünü yitirmiş Filistin halkı tamamen ümidini yitirmiş halde topraklarını terk ederek canını kurtarma telaşına düşecek ve ABD nin en "akılcı" çözüm olarak ileri sürdüğü plan gerçekleşecek, Filistin halkı Ürdün topraklarına sı&curre

İsrail ordusu Ramallah'ı "kapalı askeri bölge" ilan etti. Ve toplu katliamlara başladı. 39 kişi sağ yakalandıktan sonra katledildi. Hepsinin kafalarından birer kurşunla öldürüldüğü belirlendi Ramallah hastanelerinin morgları doldu.

Tüm bu gerçeklerin görülmemesi için basın mensupları üzerinde terör estiren İsrail ordusu tüm gazetecilerin Ramallah'ı terk etmesini istedi. Ve hemen arkasında Amerikalı bir gazeteciyi yaraladı. Sonra muhabirin "Filistinliler tarafından vurulduğunu" iddia etti. Kentteki aramalarını sürdüren İsrail askerlerinin gözaltına aldığı Filistinli sayısı ise, 500'ü geçti. Ayrıca, Filistin Ticaret Odası bombalanarak tahrip edildi. Askerler, El Cezire televizyonunun bulunduğu bir apartmana da girerek, bir katı işgal ettiler.

Bu vahşi katliam ve işgal operasyonuna meşru bir zemin arama yoluna giden İsrail hükümeti, karargahta pek çok "belge" bulduklarını öne sürdü. Yapılan açıklamaya göre, Arafat'ın iki odasına sıkıştırıldığı binada yapılan aramalarda 43 adet RPG roketatar, 300 Kalaşnikof tüfek, anti-tank füzeleri, milyonlarca sahte İsrail dinarı ve "Yahudi takkeleri" ele geçirildi.?!

Gerici ve işbirlikçi Arap ülkeleri ile temas içinde bulunan ABD bu ülkedeki üst düzey devlet adamlarına Arafat'ı sürgüne gitmeye ikna etme görevi verdi. Ancak Arafat bu kuşatmanın sonunda kendisinin şehit olabileceğini ve buna hazır olduğunu ifade etti. ABD desteğindeki işgal kuvvetleri, operasyonlarını Ramallah dışına da yaydı. Saldırının dördüncü gününde Kalkiliya ve Beytüllahim'e giren İsrail tankları, Tulkarem civarında da mevzilendiler. Faşist generaller, diğer Filistin şehirlerine de girmek için planlar yapmaya başladır. Batı şeria'daki tüm şehirlerin işgalinden sonra Gazze şeridi'ne de sıranın geleceğini bildirdiler.

İsrail'in eli kanlı lideri katil şaron, ABD de aldığı desteğin rahatlığıyla, televizyondan kin kustu. İsrail halkına seslenen şaron, İsrail'in "savaş halinde" olduğunu söyleyerek, Arafat'ı "terör koalisyonunun başı" olarak niteledi. İsrail birliklerinin Filistinlilere "acımasız darbeler indireceğini" ilan eden şaron, ancak Filistin güçten düşürüldükten sonra bir ateşkesin mümkün olacağını öne sürdü. şaron, üzerindeki ABD etkisini yansıtan ifadelerle, Arafat'ın "hür dünyanın düşmanı" olduğunu ilan etti. İsrail Başbakanı, "Bu terörizmle savaşmalı, bu vahşileri (Filistinlileri) kökünden temizlemeli, altyapılarını imha etmeliyiz. Bu uzlaşmaz savaşta, teröristlere taviz olmayacak" diye konuştu.

Ve ikinci plan Nisan ayın ilk günlerinde uygulamaya sokuldu savaş uçakları, zırhlı araçları ve binlerce askerle Batı şeria'ya saldıran İsrail ordusu şiddetli bir saldırıya girişti. Ve kısa bir süre içinde Batı şeria'daki hemen bütün şehirlerin ele geçirdi ve ordunun buralarda "birkaç hafta kalacağını" duyurdu.

Beytüllahim de İsrail helikopterlerinin füze atışı eşliğinde, Hz. İsa'nın doğum yeri olan kasabaya giren birlikler, Manger Meydanı ve Doğum Kilisesi civarına kurşun yağdırdı. Bu ilk saldırının ardından, onlarca tank ve zırhlı araç, yakınlardaki Beit Cala'dan ilerleyerek kente girdiler. "Filistinli militanları" yakalamak için evlere baskınlar düzenleyerek kadın, çocuk, genç, ihtiyar herkesi sokağa dökerek "şüpheli" leri bilinmeyen yerlere taşıdılar. Kiliseye girmeye çalışan askerlere müdahale etmeye çalışan bir Hıristiyan rahip vurularak öldürüldü. Manger Meydanı'nda çıkan çatışmada, hafif makinalılar kullanan Filistinlilere havadan füze yağdırıldı. Bu sırada, aralarında 60 yaşındaki bir Filistinlinin de bulunduğu 7 kişi daha katledildi. Ölenler arasında, El-Fetih komutanlarından Yehi Demahşe'nin de bulunduğu açıkl

İsrail askerleri, Beytüllahim'deki belediye binasını da işgal etti. Bölgedeki muhabirler, İsrail askerlerinin, kent merkezinde bulunan belediye binasının kapısını patlayıcıyla açarak içeri girdiklerini söylediler. Binada, yerel televizyon kanalının da bulunduğu belirtildi. Saldırı karşısında geri çekilmek zorunda kalan yüzlerce Filistinli, Doğum Kilisesine sığındı sığınmacılara, Kudüs Latin Patriği Michel Sabbah, "sığınma hakkı" verdi. İsrail ordusu da kiliseyi kuşatma kararı aldı. Bu olaydan sonra dini liderler saldırının durması için Bush'a baskı yaptılar, ancak bir sonuç alamadılar. Bunun üzerine kendileri harekete geçen 200 kilise temsilcisi, Beytüllahim'e girmek isterken İsrail askerlerince durduruldu. Askerlerin, Beytüllahim halkıyla dayanışma amacıyla kasabaya girmek isteyen kilise temsilcilerini, karayolunda kurduğu barikatta durdurduğu kaydedildi. AFP muh

Katliamları dünya kamuoyundan kaçırmak için her türlü sansür ve baskıyı arttıran İsrail ordusu son olarak, Abu Dabi televizyonundan iki gazetecinin bölgede çalışma iznini iptal etti. Ayrıca, Amerikan CNN ve NBC televizyonlarının muhabirleri, "Ramallah'tan yayın yapmamaları" konusunda uyarıldılar. Her iki televizyonun yetkilileri de, konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Çevrede olup bitenleri gözlemek ve haber yapma olanağı hiçbir gazeteci için mevcut değildi. İsrail askerleri, tam bir işgal ordusu görünümünde önlerine çıkan herkesi vurdu, yakıp yıktı. Halkın ihtiyacı olan su kesik ve elektrik yok. İşgal altındaki bütün bölgelerde yiyecek, içecek ve ilaç sıkıntısı baş gösterdi bütün mahallelerinden hastaneye telefon eden halk, sokaklarda, caddelerde, evlerin bahçelerinde ölü ve yaralılar olduğunu bildirmesine ra&cur

Filistin'de gerçekleştirilen bu katliamlara ciddi bir tepki bile göstermeden, olup bitenleri uzaktan seyreden Avrupa ülkelerinin bu tavrı, birçok insanın vahşice katledildiği bu operasyonu desteklediği anlamına gelmektedir. Sadece AB Dönem Başkanı İspanya, ülkesindeki İsrail Büyükelçisi'ni dışişleri bakanlığına çağırarak, ordunun Filistin'den geri çekilmesini istemekle yetindi. İspanya Dışişleri Bakanı Josep Pique, Arafat'ın hareket özgürlüğünün yeniden sağlanmasını talep etti.

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yapılan açıklamada ise, Filistinlilerden "intihar eylemlerinin durdurulması" istendi. AB Savunma ve Dış Politika Sözcüsü Javier Solana da, Yaser Arafat'ı "Ramallah tutsağı" olarak tanımlayarak, İsrail'in derhal geri çekilmesini istedi. Solana yaptığı açıklamada ayrıca, şaron ve Arafat'ın uzun yıllardır birbirine düşman olduğunu, dolayısıyla ikisini de yönetimde olmasının gerginliği ve çatışmaları artırdığını öne sürerek, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulmasına çözüm olarak "yeni nesillerin gelmesi"ni gösterdi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, daha da ileri gitti ve intihar eylemlerinin İsrail'i "katliam yapmaya zorladığını" ileri sürdü. Daha önce İsrail ile Filistin arasındaki çatışmaları durdurmaya soyunan ve bu nedenle kamuoyunda "barış elçisi&qu

İşgalci Faşist İsrail, Türkiye oligarşisi dahil dünyadaki tüm Emperyalist ülkelerin desteğini arkasına almış durumda. Gelişmiş silahlarla donatılmış ordu bağımsız ve özgür bir halk olarak yaşamak için on yıllardır direnen yoksul Filistin halkını ve onların taşla sopayla mücadele eden çocuklarını katlediyor. Özgürlüğü için her şeyini feda etmeyi göze almış bir halk, aslında tüm dünyada emperyalizmin pençesine düşmüş sömürülen ezilenlerin kurtuluş davasını sürdürüyor. Zırhlı araçlara ve tanklara karşı bedenlerini kalkan eden, makineli atışlarını taşlarla karşılamaya çalışan Filistin'in küçük çocukları, halkların özgür geleceğini ve yenilmezliğini temsil ediyorlar.

İsrail'in Filistin'i işgali ve ardından Yaser Arafat'ı Ramallah kentindeki kararg‰hında "tutsak" alması, bir anda dikkatlerin Filistin üzerinde yoğunlaşmasına neden oldu. İsrail'in tüm dünyanın gözü önünde çocuk-yaşlı, genç-ihtiyar, kadın-erkek demeden gerçekleştirdiği katliam, halklar üzerinde büyük bir nefret hissi uyandırdı.

İlk şaşkınlığı üzerinden atan Türkiye oligarşisi iki yüzlü bir tutumla bir yandan İsrail katliamlarını kınadı, diğer yandan "intihar saldırılarıyla süren terörü" eleştiren ifadeler kullandı. Başbakan Bülent Ecevit'in Nisan ayının ilk haftasında DSP Meclis Grubu'ndaki konuşmasında "Filistin halkına dünyanın gözleri önünde soykırım uygulanıyor" demesiyle, İsrail'i destekleyen Yahudi lobilerinden gelen tepkiler üzerine tam 5 kez özür diledi. ABD'deki İsrail yanlısı Yahudi lobilerine bir mektup ileterek, "pişmanlık duyduğunu" açıkladı.

Ecevit, İsrail'i Filistin'e karşı soykırım yapmakla suçlaması, ABD'deki Yahudi lobisi ve İsrail yönetiminin tepkisine neden oldu. Önce Ankara'daki büyükelçiler, ardından ABD'deki Yahudi lobisi hem medyaya, hem de Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'ne Ecevit'in o sözcüğün niye kullanıldığını ve ne anlama geldiğini sordu. Ecevit'in konuşmasının üzerinden henüz bir gün bile geçmeden Başbakanlık Basın Merkezi'nden Ecevit'in ilk özürü tüm basına ve ajanslara geçildi. Ecevit'in düzeltmesi şöyleydi: "Grup konuşmamda yer alan Ôsoykırım' sözcüğünün bazı çevrelerde benim maksadımı aşan yorumlara neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuşmamda ben, Ortadoğu'daki olayların yol açabileceği vahim sonuçlara değindim. Sözlerim son gelişmelerden ülkemizde ve bölgemizde duy

Ecevit'in 5 kez özür dilemesini yeterli görmeyen ABD kongresindeki Yahudi üyeler, Ecevit'in "sözünü geri almasını" talep ettiler. Böylesine güçlü bir Yahudi Lobisinin karşısında bir devletin başbakanı olan Ecevit'in düştüğü onur kırıcı durum ve çaresizlik psikolojisi, Türkiye'nin bağımlı kılındığı emperyalist ilişkiler ağını bir kesitini ortaya çıkarmıştır

ABD Başkanı George W. Bush verdiği demeçte "İsrail'in komşusuyla barış içinde yaşamasını istediğine eminim, iyi niyetle hareket ettiğini düşünüyorum. Bana bir çekilme takvimi sundu ve bu takvimin gereğini yaptı" diyerek faşist İsrail'in katliamlarını dünya kamuoyundan gizleyerek yeni cinayetlerin önünü açmaktadır. Ayrıca Bush, "barış adamı" şaron'un Filistin'den çekilme sözünü tuttuğunu öne sürdü ve ardından İsrail ordusunun neden Beytüllahim ve Ramallah'taki işgali sürdürdüğünü de "anladığını" ifade etti. Yaser Arafat'ın yanındaki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi liderlerinin "İsrailli bakan Rehavam Ze'evi'nin öldürülmesinden sorumlu olduğunu" öne süren Bush, "Başbakan'ın, neden onları adalet önüne çıkarmak istediğini anlıyorum. E&curr

Bati şeria'daki Cenin kampındaki soykırım katliamına soruşturma açılmasına ilişkin karar tasarısını oya sunan BM Güvenlik Konseyini uyaran ABD bunu veto edeceğini bildirdi. Konsey'deki Amerikan temsilcisi John Negroponte, Suriye tarafından sunulan tasarının oylamaya sunulması halinde veto hakkını kullanacağını bildirdi. Suriye'nin sunduğu karar tasarısında, BM Genel Sekreteri'nin Cenin'de olanları bütün boyutlarıyla soruşturması istendi. Genel Sekreter Kofi Annan da, gazetecilere "Soruşturmanın da sırası var" dedi. Annan, "şu anda ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatmak, ölülerini toprağa vermek ve yaralıları tahliye etmek birinci görev" sözleriyle ABD'ye örtülü destek verdi.

Bazı Amerikalı senatörler "Filistin terörünü kınayan" ve Yaser Arafat'a yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısı sundular. Senatör Mitch McConnel, yasa tasarısını tanıtırken "Bu tasarı, İsrail-Filistin çatışmasına siyasi çözüm bulabilmek için sürdürülen çabaların zayıf halkasını, Başkan Arafat'ı hedef alıyor" dedi. Yasa tasarısında, Arafat ve FKÖ'nün üst düzey yöneticilerine vize verilmemesi, BM'deki FKÖ temsilcisine seyahat kısıtlaması getirilmesi ve Arafat ile FKÖ'nün ABD'deki malvarlığına el konması öngörülüyor. Yasa tasarısında "Filistin terörü" de kınanıyor.

İsrail'e karşı dünyanın her köşesinden tepkiler çığ gibi büyüyor. Arap ülkelerinde meydanlara toplanan ve sayıları yüz binlerle ifade edilen yoksul halk yığınları İsrail'in Cenin, Ramallah, Gazze şeridi ve diğer şehirlerdeki katliamlara lanet yağdırdı. Ramallah taki karargahında hapsedilen Yaser Arafat'ın serbest bırakılmasını talep etti.

Çin'in resmi haber ajansı Yeni Çin, Ô'Filistinlilerin Yahudi halkının 2. Dünya Savaşı'ndaki acılarının aynısını yaşamakta olduğu'' değerlendirmesinde bulundu. Ô'İsrail hükümetinin eylemlerinin, eskiden kendilerine yapılanlarla hiçbir fark göstermediğine'' değinen Yeni Çin haber ajansı, Ô'Yahudilerin geçmişte çektikleri acıları'' anımsattıktan sonra Ô'bazılarının hemen pansuman edilen yaraların acısını unutmuş göründükleri'' ifadesini kullandı. Çin ajansı, Ô'Eğer İsrail hükümeti bu hakaretlerine bir son vermezse, tarihte utanç verici bir lekeyle yer alacağı'' değerlendirmesini yaptı.

Washington'da düzenlenen yürüyüşte göstericiler İsrail'in Filistin halkına yönelik katliamını ve ABD'nin bu konudaki politikalarını protesto etmek üzere Beyaz Saray önünde toplandılar. Bu eylem İsrail yandaşlarının düzenlediği yürüyüşe bir cevap ve Ortadoğu'daki Amerikan güdümlü savaşa tepki niteliğindeydi. Başlarına Arap halklarının simgesi keyfiyahları takan göstericiler, Ariel şaron'un Hitler'den, Filistin mülteci kamplarının da Yahudi kamplarından farklı olmadığını vurgulayan dövizler taşıdılar. Gösteride, "şiddet şiddeti doğurur", "Asıl terörist şaron", "Bu teröre karşı savaş ise, ben yokum!" ve ÔHer savaş terörizmdir" gibi savaş karşıtı dövizler taşındı. Bu dövizler, ABD'nin bir süredir emperyalist saldırılarına yasal dayanak olarak kullandığı Ôterör' konseptinin kendi halkı tarafınd

Mısır'ın başkenti Kahire ve İskenderiye kentinde binlerce kişi İsrail ve ABD karşıtı sloganlar atarak yürüdüler.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ise, İsrail'i, Filistinlilere yönelik operasyonlar konusunda uyardı. Mübarek, İsrail televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail operasyonlarının, Mısır'ın en ücra köşeleri dahil tüm Arap televizyonlarında izlendiğini belirterek, "Araplarda nefret uyandırıyorsunuz. Gün gelecek 400 milyon Arap sizden nefret edecek. O zaman ne yapmayı düşünüyorsunuz? Bunca insanla nasıl başa çıkacaksınız?" dedi.

İsrail Başbakanı Ariel şaron ile yaptığı ve şaron'un "olumlu gelişmeler" sözü verdiği son telefon görüşmesinin sabahında İsrail birliklerinin, Ramallah'a girdiğini belirten Mübarek, "Bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Dürüst konuşun. Yardım etmek istiyoruz. Bölgede barış ve işbirliği istiyoruz" diye konuştu. Mısır Devlet Başkanı Mübarek, Yaser Arafat'ı devirmek için herhangi bir girişimde bulunmaması konusunda İsrail'i uyararak, "Bu geri teper ve bölgeyi cehenneme çevirir"dedi.

On binlerce İsrail'li, Tel Aviv sokaklarında Filistin halkına destek veren bir gösteri gerçekleştirdi. "şimdi Barış Hareketi" tarafından düzenlenen gösterinin talebi, İsrail ordusunun Filistin topraklarından çekilmesi ve Yahudi yerleşimlerinin boşaltılmasıydı. Rabin Meydanı'nda toplanan on binler, İsrail hükümetini, tüm Arap ülkeleriyle tam bir barışın sağlanabilmesi için, İsrail'in kesin olarak geri çekilmesini öngören Suudi Barış Planı'nı uygulamaya koymaya çağırdı. Gösteriye katılanların sayısı polis tarafından 60 bin olarak bildirilirken, şimdi Barış, rakamın 100 bini bulduğunu açıkladı. Filistin İntifadası'nın başladığı tarih olan 28 Eylül 2000'den beri gerçekleştirilen en geniş çaplı gösteri olma özelliğini taşıyan bu yürüyüşte, ana muhalefet partisi Meretz'in başkanı Yossi Sarid, İsrail'de barış yanlılarının bulunduğu

Mart ayının ilk haftasında İsrail ile yapılan M-60 tanklarının modernizasyonu anlaşması gerçekte Türkiye hükümetinin ve egemen çevrelerin bu işgalde ne kadar Filistin halkına "destek" verdiğinin ölçüsüdür. Başbakan Bülent Ecevit, İsrail ordularının Ramallah'a girdiği gün 170 adetlik M-60 A1 tanklarının toplarının 105 mm den 120 mm ye çıkartılmayı amaçlayan modernizasyon ile ilgili sözleşmenin İsrail IMI firması ile imzalanmasına karar verildiğini açıkladı. Ve böylece 700 milyon dolar civarında ihaleye attığı imza ile, Konya da ki askeri üslerde İsrail pilotlarının eğitimini üstlenmesiyle Türkiye oligarşisi özgürlük mücadelesi veren Filistin halkına nasıl bir tavır içinde olduğunun ifadesini net olarak ortaya koymuştur. Muhalefetten gelen tepkilere tamamen kayıtsız kalan katliamın işbirlikçileri, Siyonist İsrail'in

Cenin de yaşanan insanlık dışı katliamı dünya kamuoyundan gizlemek için tüm imkanlarını seferber eden Faşist İsrail hükümeti kampta inceleme yapmaya hazırlanan BM heyetinin gelişini son anda 24 saat daha ertelenmesini sağladı ve BM Genel Sekreteri Annan'da bu isteğe "olumlu" baktığını açıkladı. ABD İsrail'in bu çabasına katkıda bulunmak için resmi açıklamalarla Ceninde olup biteni saptırmak için çaba sarf etti. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, yüzlerce Filistinlinin öldürüldüğü Cenin mülteci kampında "katliam olmadığını" söyledi. Powell, yaptığı açıklamada, İsrail askerlerinin kampta katliam gerçekleştirdiğine dair "hiçbir kanıt görmediğini" açıkladı. ABD'li bakan, Ortadoğu'da bulunduğu süre içinde Cenin'e gitme çağrılarını ısrarla reddetmiş ve

3500 delegeye hitap eden Beyaz Saray yetkilisi, konuşmasına, İbranice "İsrail halkı yaşıyor" diyerek başladı. Ardından, "ABD ve İsrail daima aynı fikirde olmayabilir. Ama bizim farklılıklarımız, dostların farklılıklarıdır; birbirine saygı duyan, aynı değerleri ve aynı hayalleri paylaşan, karşılıklı sevgisi içten ve sarsılmaz olan dostların" diyerek, iki soykırımcı devletin "aynı değerlere" sahip olduğunu ilan etti. Daha sonra söz alan İsrail eski Başbakanı Benjamin Netanyahu da, bu övgülere karşılık olarak, "ABD Başkanı George W. Bush, Beyaz Saray'daki gelmiş geçmiş en büyük İsrail dostudur" dedi. AIPAC toplantısına; Senato üyelerinin yarısı ve Temsilciler Meclisi'nin 90 üyesi de katılarak İsrail terörüne destek verdi. Daha sonra kürsüye; Bush hükümetinden 13 yetkili daha çıktı. Bunlar arasında Çalışma Bakanı Elaine Chao, Beyaz Saray Başkan Yardımcısı Joshua

AIPAC yıllık toplantısında ise; Senatör John McCain ve Temsilciler Meclisi'nin Cumhuriyetçi liderlerinden Tom Delay söz aldı. Toplantının teması, "Amerika ve İsrail Terörizme Karşı" olarak belirlendi. Böylelikle, Filistin halkının "terörist" olduğu mesajı vurgulandı. AIPAC toplantısı sırasında, dışarıda toplanan çok sayıda protestocu, Amerikan-İsrail terör işbirliğini ve kitle katliamlarını protesto etti.

Amerikan yönetimi İsrail terörizmine desteğini en üst düzeyde ifade ederken, BM'den farklı sesler yükseliyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komisyonu Başkanı Mary Robinson, İsrail kuvvetlerinin, Batı şeria'da üç hafta süren saldırıları boyunca, Filistinli sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını kaydetti.

Cenin mülteci kampını görenlerin hepsi bir konuda hemfikir. Çatışmaların sona ermesinden sonra, yabancı gazeteciler ve İsrail askerleri, BM yetkilileri ve İsrail medyasının kiralık kalemleri, yardım kuruluşları ve İsrail propagandacılarının tümü de, çürüyen cesetlerden yayılan kokuların her tarafı sardığını bildirdi. Ama bundan başka tek bir konuda bile hemfikir değiller. Filistinliler, ikinci bir Sabra-şatilla katliamından bahsediyor. İsrail ordusu "dünyadaki en insancıl ordunun" hiçbir sivile bilerek zarar vermediği zor bir savaştan dem vuruyor. Filistinliler yüzlerce kişinin öldüğünü söylerken, İsrail Savunma Bakanlığı bu sayının 43 olduğunu iddia ediyor.

Çatışmaların ilk iki haftasında İsrail ordusu; ne İsrailli ne de yabancı hiçbir gazetecinin bölgeye girmesine izin vermedi. Çatışmalar sona erdiğinde bile gazeteciler içeri alınmadı. Bahane ise, gazetecilerin can güvenliği. Ama gazeteciler, ordudan kendilerini korumasını istemiyordu. Her savaş muhabirinin yaptığı gibi, canlarını riske atmaya hazırlardı. Basit bir sağduyu ile şu sonuca varılabilir: Eğer biri gazetecilere giriş izni vermiyorsa, saklayacak bir şeyi vardır.

Saldırılara ara verildikten sonra dahi, ambulansların ve kurtarma ekiplerinin kampa yaklaşmasına bile izin verilmedi. İçeri girmeye çalışan ambulanslara ateş açıldı. Bu nedenle, hafif yaralar alanlar bile sokaklarda kan kaybından öldü. Çatışmalar durduktan sonra bile, iş makineleri ve kurtarma ekiplerinin enkazları kaldırmasına ve cesetleri toplamasına, hatta belki yıkıntıların altında h‰l‰ hayatta kalanları cesetlerin mayınlanmış olabileceği gerekçesiyle kurtarmasına izin verilmedi. Ordu, ne pahasına olursa olsun, kampta hiçbir görgü tanığı istemiyordu. İsrail ordusu bunun katliam söylentilerini artıracağını biliyordu ama gerçeğin saklanmasını, buna tercih etti.


Başta ABD olmak üzere Batı medyası, Batı şeria'daki Cenin kampında "katliam yapılmadığını" öne sürerek İsrail terörüne destek oluyor. Ancak her yeni gelişme, kamptaki Filistinlilerin ayrım gözetmeksizin öldürüldüğünü ve içlerinde sivillerin bulunduğu evlerin kasıtlı olarak yıkıldığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan inceleme heyetinin kampa gitmesinden kaygı duyan İsrail devleti, heyetin gelişine izin vermeyeceğini ilan etti. İsrail devlet radyosu, güvenlik kabinesinin, Cenin kampında olanları gün ışığına çıkarmak üzere bölgede incelemelerde bulunmak isteyen BM heyetinin gelişine izin vermeme tavrının devamına karar verdiğini duyurdu. Heyet, Cenevre'de bölgeye hareket etmek üzere İsrail'den haber bekliyordu. İsrail'in reddettiği bu komisyonunun lağvedilmesi gündeme geldi. Böylelikle Cenin'deki katliamın boyutları, resmi raporlara geçirilmeyecek. Cenin hastanesi doktorları ise, kamptan 52 ceset çıktığını söylediler. Filistinli kaynaklar ise, ölenlerin, iki futbol sahası büyüklüğünde bir araziye gömüldüğünü bildirdi.

Filistin Enformasyon Bakanı Yaser Abdrabbo, kararı sert bir dille kınadı. Abdrabbo, Reuters'e yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi'nden İsrail'e yaptırım uygulamasını isteyeceklerini söyledi. Filistinli Bakan, "Bu karar bile Filistin halkına karşı işlenen bir savaş suçudur" diyerek, kararın, İsrail'in Cenin kampında katliam yaptığını doğruladığını belirtti.

3 Mayıs tarihinde Ramallah'ta Arafatın'ın karargahındaki işgal sona erdi ve Arafat 34 gün süren işgal sonrası ilk defa zafer işareti yaparak gün ışığına çıktı. Yaser Arafat, kuşatmanın kaldırılmasından birkaç saat sonra, İsrail hükümetine karşı öfkeli bir açıklama yaptı. Filistin lideri, İsrail ordusunu barbarlık ile suçladıktan sonra, "Eski başbakan İzak Rabin'i öldüren fanatikler, şu anda iktidarda bulunuyor" dedi ve Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in sözlerini de destekledi. Mübarek, "terörle mücadele"nin, İsrail destekçiliğine dönüştüğünü kaydetmişti.

1993'te Rabin'le imzaladığı barış anlaşmasına bağlı olduğunu da yineleyen Filistin lideri, "Rabin ile birlikte imzaladığım cesurların barışını unutamam. Rabin, şimdi İsrail'de iktidarda bulunan bu fanatik gruplar tarafından öldürülmüştü" diye konuştu. İzaç Rabin, 1995'te Tel Aviv'de, şeriatçı bir Yahudicin kurşunlarına hedef olarak yaşamını yitirmişti.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Arafat'ın, serbest kalabilmek için İsrail ordusuyla uzlaşmasını sert bir dille kınadı. FHKC açıklamasında şunlar belirtildi: "Filistin Yönetimi, FHKC askeri kanadı Ebu Ali Mustafa Tugayları'nı ve onun lideri Ahmet Sedat'ı yargılamış, onları Amerikan-İngiliz gözetimi altında tutulmak üzere Eriha Cezaevi'ne göndermiştir. Böylece Filistin Yönetimi, Filistin'in birliğine ve direniş hakkına karşı ağır bir suç işlemiştir."

FHKC yönetimi, böylesi uzlaşmaların ardında ABD'nin bulunduğunu belirterek, "ABD, dikkatleri İsrail işgal güçlerinin gerçekleştirdiği katliamlardan uzaklaştırmaya çalışıyor" açıklamasını yaptı. Açıklamada, FHKC liderlerinin yargılanmasının, gelecekte Arafat'ın başına bela olabileceğine dikkat çekilerek, "Arafat'ın El Fetih'in ve onun askeri kanadının lideri olduğunu herkes biliyor. Artık İsrail ordusu onun da yargılanmasını isteyebilir" denildi. İran yanlısı Hamas örgütü de, "gelecek gün veya haftalarda" yeni saldırılar yapacağını bildirdi.

İsrail'in terör politikalarına destek veren iki tasarıya onay veren ABD Kongresi. Ve Amerikan Senatosu, ABD ve İsrail'in "terörizme karşı ortak mücadele" içine girdiğini bildiren ve Filistin'lilerin eylemlerini kınayan bir tasarıyı 94'e karşı 2 oyla kabul etti. Temsilciler Meclisi'nden ise tasarı 352'ye kabul, 21 ret ve 29 çekimser oyla geçerken, bu tasarıda Yaser Arafat, "terörizme destek vermekle" suçlandı. Ayrıca, İsrail'e verilen Amerikan yardımının artırılması talep edildi. Daha da ileri gidildi Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti çoğunluk lideri Dick Armey, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, İsrail'in bütün Batı şeria'yı alması ve Filistin halkının buradan sürülmesi gerektiğini savunarak, etnik temizliği savundu. Armey, "Filistin devleti yaratmak için Arap devletlerinin yüz binlerce dönümlük arazisi var" dedi.

Ve sonunda İsrail'in beklediği karar Birleşmiş Milletler tarafından deklare edildi BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Cenin kampında araştırma yapmak üzere oluşturduğu komisyonu, lağvettiğini resmen açıkladı. İsrail'in Cenin'de gerçekleştirilen katliamı gizlemesi üzerine Annan, heyeti lağvetme eğiliminde olduğunu bildirmiş, Güvenlik Konseyi'ne de, herhangi bir karar almak istediği takdirde önceki akşama kadar süre tanımıştı. Ancak Konsey üyeleri, bu süre içinde herhangi bir karar alamadılar. Heyeti lağvedilmesine karşı çıkan Arap ülkeleri, Güvenlik Konseyi'nden karar çıkartabilmek için gerekli 9 oyu bulamayınca, İsrail'i zorlamak amacıyla hazırladıkları karar tasarısını geri çektiler. Merkezi ABD'de bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü ise, İsrail ordusunun Cenin'de sürdürdüğü 8 günlük şiddetli operasyonun &q

Örgüt, Cenin'de ölen 52 Filistinliden 22'sinin sivil olduğunun kanıtlandığını, ancak "yüzlerce kişinin öldürüldüğünün doğrulanamadığını" belirtti. Cenin'de katliam işlendiğine dair kanıt bulunmadığını öne süren komite, "birçok sivilin kasten yasadışı yollarla öldürüldüğü" saptamasına yer verdi. Komite, bu sivillerin "kasten" ve "yasadışı" olarak öldürülmesini neden katliam olarak tanımlamadığını açıklamadı.

ABD Emperyalizmi ve Yahudi-Hiristiyan lobisi Filistin halkının tam teslimiyeti için Yaser Arafat'ın başkanlık sürecini bitirip koşulsuz ve başkaldırmadan işgal altındaki toprakların bölgede yaşayan tüm Araplar tarafından İsrail güçlerine teslim edilmesi için harekete geçti. Beyaz saray sözcüsü Ari Fleischer, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ô'Başkan Bush, Filistin halkının daha iyisini hak ettiğine inanıyor'' dedi. Arafat'ın barış sürecinin önemli bir parçası olarak kalıp kalmadığına ilişkin soruya karşılık Fleischer, Ô'Bunu bekleyip göreceğiz, bu Arafat'a bağlı. Yaser Arafat'la Filistin yönetiminin lideri olarak çalışmaya devam ediyoruz. Bu değişmedi. Arafat'ın barışa ulaşmak için, lafta değil, eylemde bulunması gerekli" şeklinde konuşan Fliescher, Başkan Bush'un Ô'barış havasını bulmak için'' bölge liderleri ile g&o

Cenin mülteci kampında gerçekleştirilen katliamı "İsrail in kendini savunması" olarak yorumlayanlar 14 günlük işgal sonrası ele geçirdikleri kahramanca direnen ve savaşan Filistinli lider Ebu Candalı kampın ortasında elleri kelepçeli ve gözleri bağlı şeklide kafasına kurşun sıktılar ve onu "Tetikçi" olarak ilan edip gerçekleştirdikleri infazı haklı göstermeye çalıştılar "Ebu Candal'ın kahramanlığı, kelimelerle anlatılamaz. Eski tüfekler ve asla bitmeyen bir cesaret barutu ile, 300 tank, onlarca Apache ve binlerce askere karşı çarpışmak için ne yürek gerek! Bu genç savaşçı, yüzlerce füze ve binlerce patlama karşısında boyun eğmedi; onun o kökleşmiş feda ruhu, tükenmedi. Ebu Candal'ın bir tetikçi, bir terörist olduğu iddialarını sorgulamak gerek. Kişi, Ebu Candal'ın, bu utanç verici zamanlarda yaşamak yerine ölme

Cenin mülteci kampında gerçekleştirilen katliam tüm çabalara rağmen saklanamadı. 78 yaşındaki İsrailli gazeteci Uri Avnery "'İsrail'in Cenin'de savaş suçu işlediği açıktır. İsrail ordusu çatışmalar sırasında ve çatışmaların ardından bölgeye hiçbir ambulansıngirmesine izin vermedi. Bu yüzden aralarında bacaklarından yaralanan çocuklar da bulunan çok sayıda yaralı, kurtarılabilecekken hayatını kaybetti'' diye konuştu. Avnery, Ô'Ambulanslar ve doktorlar üzerine sistematik olarak ateş açıldı, bu ordu yetkililerinin emri olmadan yapılmış olamaz'' dedi.

Mayıs ayının başında İsrail hükümeti ülke içindeki muhalefeti ve özellikle basına karşı tutumunu giderek sertleştirerek "savaş sansür" ü uygulamaya karar verdi. Buna göre radyoda İsrail ordusuna "bizim kuvvetlerimiz" denilecek. Radyonun Arapça bölümünde ise, Filistin'lilerin "suikaste uğradığı" değil "öldürüldüğü" söylenirken, İsrail kuvvetlerinin şehirleri "ele geçirdiği" yerine şehirlere "girdiği" aktarılacak
İsrail'in "Bayan Mutlucan ı" olarak bilinen Yaffa Yorkoni Cenin katliamından söz edince kıyametler koptu. Yarkoni'nin askeri kıyafetlerle söylediği türküler, geçmişteki pek çok İsrail saldırısında radyo ve televizyonlarda yayımlanmıştı. Bu yönüyle "milli kahraman" olan Yarkoni, Cenin mülteci kampında yapılanları Nazi katliamlarına benzetince, birden gözden düşüverdi. Yarkoni, Ordu Radyosu'na verdiği demeçte, "Filistinlileri, elleri arkadan bağlı gördüğümde, ÔSoykırım sırasında bize de bunu yapmışlardı' diye düşündüm. Biz "Soykırım" yaşamış bir halkız. Nasıl oluyor da böyle şeyler yapabiliyoruz?" diyordu. Bu sözlerin ardından, Yarkoni'nin "hayatı değişti". Yaşam Boyu Başarı ödülü alacağı bir tören, derhal iptal edildi. İsrail gençlik örgütleri, onun şarkılarını boykot

ABD-İsrail ittifakı kapalı kapılar ardında Arafat'tan kurtulmanın hesaplarını yapmaya başladı. Tam teslimiyeti öngören planlarını sinsice yapan İsrail hükümeti Bati şeria baskınından sonra elde ettiği belgeleri öne sürerek bir dosya hazırlayıp Mayıs ayının başında Amerika'ya giden şaron'un çantasına koydu. Tepkilerden çekinen Washington, Arafat'tan kurtulma planlarına açıkça onaylamamasına rağmen aynı görüşte olduğunu gizlemiyor. şaron'un ziyaretinden hemen önce, Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice tarafından yapılan açıklamada, "Mevcut Filistin yönetimi, ihtiyacımız olan Filistin devletinin kurulmasını sağlayabilecek türden bir yönetim değil" dedi ve sonra, Arafat'ın bir "reform" yapması gerektiğini duyurdu. Rice, "Arap müttefiklerimize, Avrupalılara ve diğerlerine, Arafat'a baskı yapmaları çağrısında bu

İsrail, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi Emperyalist işgalin gerçekleşmesi için Dünyanın ezici bir çoğunluğunun karşı çıktığı Irak saldırısını dört gözle bekliyor. İsrail "Savunma Bakanı şaul Mofaz, ABD saldırganlığının Irak'tan sonra İran'ı hedef alacağını, bu ülkeye "politik, ekonomik, diplomatik baskı" uygulayacağını belirtti. Mofaz, "Savaş sonrasında Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinden çok fayda sağlayacağız" diye konuştu. İsrail hükümeti ABD saldırılarının, Saddam rejiminin devrilmesinden ve Irak topraklarının bölünüp yağmalanmasından sonra da devam etmesini hatta daha da organize bir şekilde genişlemesini dilemektedir.


Bu arada Faşist İsrail ordusu Batı şeria da ki tank ve buldozerlerle sürdürdüğü katliamlara devam ediyor. Gazze de Nablus ta önüne çıkan Filistinli yi öldüren İsrail ordusunun İkinci intifadan bu yana öldürülen Filistinlinin sayısı 3000 i geçti.. Özellikle sıkılan mermilere karşı taşla karşılık veren Filistin gençleri ve çocukları acımasızca katleden İsrail ordusu dünya kamuoyunda büyük nefret ve tepki topladı. Filistinli çocukları İntifadanın en "tehlikeli" ve inatçı askerleri olarak yorumlayan Faşist Katil şaron 1956 yılında bir demeçte şöyle demişti "Filistinli çocuklar ve kadınlar erkeklerden daha tehlikeli, çünkü Filistinli bir çocuğun hayatta kalması nesillerinin devam edeceği anlamına gelir. Askerlerimi Arap kızlarına tecavüz etmeleri için cesaretlendirdim, zaten Filistinli kadınlar Yahudilerin k&o

İshalli bir gazeteci Amira Hass ın İsrailli bir keskin nişancı ile yaptığı bu röportaj Ha'aretz gazetesinde yayınladığı zaman İşgalin faşist ve acımasız yüzü tüm çıplaklığıyla dünyanın gözü önüne sermişti

Amira Hass: Çocukları öldürmediniz, öyle mi?

Keskin nişancı: Keskin nişancılardan hiçbiri çocuk öldürmez.

- Ama başlarından vurulan, yaralanan veya öldürülen çocuklar var. Bunlar hata mıydı?

- Eğer bunlar çocuksa, hatadır.

- Orduda bu konudan bahsedilir mi?

- Evet. Bizim çocukları öldürmemizi yasaklarlar.

- Bu yasak nasıl bildirilir?

- "12 veya daha küçük yaştakileri vurmayın" derler.

- Yani 12 veya üstü serbest mi?

- 12 ve üstü serbest. O artık çocuk değildir. Bize bunu söylerler.

- Yani 12 yaşın üstündeki çocukları vurabiliyorsunuz.

- Bu, çocuk olarak tanımlanamaz. Gerçi ABD'de, 23 yaşındakilere bile çocuk diyorlar.

- Uluslararası hukuka göre çocuk, 18 yaşından küçük insandır.

- 18'e kadar çocuk mu yani?

- Evet. Ama İsrail ordusuna göre 12, öyle mi?

- Ordunun askerlere bildirdiği bu. Ama medyaya ne derler, bilemem.

- Peki 12-18 yaş arası çocukların bacaklarına nişan alma falan gibi bir emir yok mu?

- Elbette, 20 yaşından büyük olmasına da dikkat ediyoruz.

Ateşe hazırlandığınız o 10 saniye içinde mi?

- On saniye içinde, kaç yaşında olduğunu tahmin etmem gerekir.

- Tabii bu arada rüzg‰rı, sapmaları ve hedefin bir sonraki anda nerede olacağını da hesaplıyorsunuz.

- Evet, ama keskin nişancılar pek hata yapmaz. Hatayı, keskin nişancı olmayanlar yapıyor.

- Yani çocuk tanımınız farklı, öyle mi?

- Farklı olan sizin tanımınız.

- Çünkü sizce çocuk, 12 yaşından küçüktür.

- Evet.

Bir başka gazeteci, New York Times'ın Ortadoğu Büro şefi Chris Hedges, İsrail'in çocuk öldürme politikasını, haberinde şöyle anlatıyordu: "... Dün bu noktada İsrailliler sekiz genç adamı vurdu. Bunların 6'sı, 18 yaşın altındaydı ve biri, 12 yaşındaydı. Bugün de 11 yaşındaki Ali Murad'ı öldürdüler ve üçü 18 yaşın altında olan 4 Filistinliyi ağır yaraladılar. İzlediğim diğer çatışmalarda da çocuklar öldürülmüştü. El Salvador ve Guatemala'da ölüm mangaları, onları hedef alırdı. Cezayir'de çocuklar sıraya dizilip katlediliyorlardı. Sırp keskin nişancılar, Saraybosna tepelerinden çocuk avlarlardı. Ama askerlerin çocukları bir fare gibi kapana kıstırıp, spor olsun diye öldürdüklerine ilk kez burada rastladım."

İsrail Siyonizminin insan haklarından ne anladığı tarihsel bir belge olan "kutsal kitap"ları Tevrat ta da açıkça ortaya konuyor.

(Tesniye: 7/16): ÔVe Allah'ın Rabbin sana teslim edeceği bütün kavmları bitireceksin; gözün onlara acımayacak..."

(Tesniye: 12/2): "Mülklerini alacağınız milletlerin, yüksek dağlar üstünde ve tepeler üzerinde ve yeşil ağaç altında ilahlarına İbadet ettikleri bütün yerleri mutlaka harap edeceksiniz!"

(Tesniye: 11/24-25): "Ayak tabanınızın basacağı her yer s”zin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan'dan, ırmaktan, Fırat ırmağından Garp denizine kadar olacaktır. Önünüze kimse duramayacak; Allah'ınız Rab, size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu, ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.)

(Tekvin: 15/18): "Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı... senin zürriyetine verdim".

"Kuzey sınırlarımız, Kapadokya'daki(Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır, güneyde Süveyş Kanalına. Sloganımız: David ve Solomon'un Filistin'i olacaktır." Yahudilerin önderlerinden Teodor Herzl

"Filistin'in bu günkü haritası, İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası daha vardır: Nil'den Fırat'a kadar" David Ben Gurion..(Zaman, 9 Kasım 1994).

İsrail Siyonistlerinin yıllardır gerçekleştirdiği katliam bütün dünya halkları tarafından lanetlenmektedir. Ve artık ABD dahil hiçbir ülke ve propaganda bu vahşeti gizleyemiyor. Türkiyeli işçi - emekçi ve tüm anti emperyalist güçler bu saldırılara karşı çıkma yükümlülüğü bölgedeki yayılmacılık politikaları çerçevesinde Türkiye-Amerika-İsrail stratejik işbirliğinin Ortadoğu daki hedeflerini gün ışığına çıkarma görevi ile daha acil bir konumdadır. Bölgede Türkiye'nin desteğini arkasında hisseden İsrail hükümeti daha saldırgan ve gözü kara bir tutum içindedir. Bu "stratejik destek" Türkiye deki örgütlü tavır alma sonucu bu kirli ittifakın ortaya çıkarılması ile Filistin halkının anti emperyalist mücadelesine katkı sağlayacaktır.

Yıllardır bağımsızlık mücadelesi veren ve bu uğurda çocukları dahil her şeyini feda etmeyi göze almış bir halk tüm dünyada ezilenlerin kurtuluş mücadelesi önünde bir örnek teşkil ediyor. Gelişmiş teknolojilerle donatılmış savaş makinelerine karşı çıplak bedenlerini kalkan yapan, kurşuna taşla karşılık veren Filistinli çocuklar özgürlüğün direnci ve yenilmezliğin en ön safların da mücadelenin geleneğini temsil etmektedirler. Zulme karşı, emperyalizme karşı baş kaldıranların sesi olan Filistin halkının mücadelesine acı çekmiş ve haksızlığı uğramış, emperyalist propagandanın tutsaklaştırdığı mazlum halklar sahip çıkacaktır ve onların yanında yer alacak, kayıtsız kalmayacaktır. Geçici başarılar elde eden Amerikan Emperyalizmi, İsrail ve onun Türkiye'deki işbirlikçileri teslim olmayan Filistin halkının kesin zaferi karşısında yenilg



KAHROLSUN İSRAİL SİYONİZMİ

ABD-İSRAİL-TÜRKİYE GERİCİ İTTİFAKINA KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM

ZAFER DİRENEN FİLİSTİN HALKINININ OLACAKTIR.

YAŞASIN HALKLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ

YAŞASIN SOSYALİZM